Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1251840
Bugün : 39
Tarih-Kültür-Edebiyat Bağlamında Mahtumkulu*

Dr. Mustafa Aksoy

 

Mahdumkulu Kimdir?

Mahdumkulu Firaki[1], 1773`te İran`ın Gü listan Eyaleti`nin Günbed-i Kavus şehrinin Hacı Kavuşan köyünde dünyaya gelmiştir. Bu köy Etrek nehri boyunda olup şimdi İran sınırı içindedir. Ölüm tarihi belli olmamakla beraber 1791 veya 1798 olarak kabul edilmiştir. Türkmenlerin Göklen boyunun Gerkez  oymağındandır. Bir şiirinde Mahdumkulu kimliğini şöyle dile getirir:

``Bilmeyip soranlara aytırız bu garip adımız,

Aslı Gerkez, yurdu Etrek, adı Mahtumkulu`dur``.

 Babası zamanın âlimlerinden Devletmehmet Azadi`dir. Devletmehmet Azadi`dir. Bundan dolayı Mahtumkulu, okuma-yazmayı, Farsça ve Arapçayı babasından öğrenir. O bu durumu şöyle dile getirir:

``İlim öğreten üstad öncüm pederdir``.

Daha sonra zamanın en ünlü medreseleri olan Şirgazı, Gögeldaş, ve İdris baba medreselerinde okur.

Mahtumkulu`yu Fuat Köprülü, Yesevi takipçisi bir Nakşibendi şeyhi olarak görmektedir. Mahtumkulu`da ``iklim eyesi (iklim sahibi) Ahmet Yesevi`` diyerek bunu tasdik ediyor.

 Mahtumkulu Nuri Kazım diye bir arkadaşıyla dünyanın dört yanına yayılmış Türkmenlerin yurtlarını, şehirlerini dolaşır ve onların hayatlarını görüp inceler.

Eserleri Türkmen hayatının her yönünü kapsamaktadır. Mahtumkulu, Türkmen edebiyatçılarının, hatta bütün Türkmenlerin üstadı olarak görülmektedir. Bunun sebebi ideal bir Türkmen tipinin yaşadığı 18. Asırda ifade etmesi ve devrindeki Türkmenlerin sosyal hayatını her boyutuyla anlatmasıdır.

 

Kültür, Edebiyat İlişkisi

Bilindiği gibi sosyal bilimlerde kavramlar esastır. Bu nedenle bir bakıma sosyal bilimler, kavramlarla dans edilen bir sahnedir. Bununla beraber sosyal bilimlerin konusu insanlarla ilgili kültür unsurlarıdır. Bilindiği gibi kültür unsurları da tarihi bir süreç için adata akıp gider. Yani kültür unsurları birbirlerinden bağımsız değildir. Ancak her kültür unsurun birbirleriyle ilgisi farklı olabilir. Fakat XIX. yüzyılın getirdiği bir hastalık olarak bilimsel çalışmalarda genelde sosyal konular birbirlerinden olabildiğince bağımsız değerlendirilmiştir. Diğer yandan her sosyal bilimci uzmanlık alanın dışındaki sosyal bilimlerle adeta gözlerini kapamışlardır. Bu ve benzeri anlayışlar nedeniyle sosyal hayat maalesef yeterince anlaşılamamıştır.

Sosyal hayatı inceleyen sosyologlar bir bakıma olabildiğince sosyal hayatı parçalayarak değerlendirmeye çalışmışlardır. Oysa edebiyat, tarih, mitoloji, etnografya ve benzeri bilimlerin ele aldığı sosyal konular, aynı zamanda sosyolojinin konusunu meydana getirmektedir. Bu bağlamda sosyo-kültürel hayatı etkileyen konular aynı zamanda sosyologların da ilgi alanını oluşturmak zorundadır.

Özellikle sözlü kültürün çok önemli olduğu Türk dünyasıyla ilgili çalışmalar yapan sosyologların bilimler arası bir anlayıştan hareket ederek değerlendirmeler yapmaları adeta bir zorunluluktur. Mesela Köroğlu ya da Dede Korkut destanlarında, Hoca Ahmet Yesevi`nin, Ali Şir Nevai`nin, Mahtumkulu`nun ve benzerlerinin eserlerinde Türklerin sosyolojik yapıları hakkında bolca örnekler vardır.

Diğer yandan bir eserin sosyolojik açıdan tahlil edilebilmesi ya da bir eserdeki bazı kavramların sosyolojik yorumunun yapılabilmesi için o eserin bir sosyolog tarafından yazılması gerekir diye bir şart yoktur. Bu nedenle sosyologlar diğer bilim dallarının verilerinden faydalanırken sosyal yapı hakkında fikirler beyan eden edebiyatçıları ve eserlerini de sosyoloji bir bakış açısıyla değerlendirmeleri gerekir. Bu bağlamda Maktumkulu`nun divanındaki bazı görüşleri ``kültür sosyolojisi`` ve ``edebiyat sosyoloji`` açısından da değerlendirilmesini konusuna dikkat çekmeye çalışacağız.

Kültür kavramı genelde insanların yaptıkları, yani insanın sembolleştirdiği ve meydana getirdiği bir sosyal gerçeklik olarak ele alınmıştır. Bu nedenle olacak ki, yorumcu akımın temsilcilerinden Rabinow ve Sullivan, ``Gadamer, Taylor, Ricoeur, hepsi de kültürel yaşamın pratik eylemden kaynaklandığına ve ona yönelik bir düşünce biçimi olduğuna işaret ediyorlar``[2] derler. Ayrıca bu iki yazar ``kültürel dünyayı anlamaya çalıştığımız zaman, yorumlar ve yorumların yorumlarıyla uğraşmaktayız``[3] diyerek, kültür kavramına farklı bir bakış açısı kazandırmaya çalışırlar.

Kültürle din ya da inanç arasında ilişki kuran bazı çalışmalar da yapılmıştır. Bunların başında fonksiyonalist teorinin kurucularından Malinowski gelir. Ancak onun yaklaşımı kanaatimizce pek ilgi çekmediğinden kültür çalışmalarında dikkate alınmamıştır. Malinowski`ye göre yemek yeme ihtiyacı ve o ihtiyacın giderilmesi, cinsî yasaklar ve faaliyetler, yani fizyolojik yapıyla ilgili tepkiler kültürel faktöre bağlı olarak değişir. Meselâ Malinowski`ye göre, açlığını totem hayvanının etini yiyerek geçiren Avusturalyalı zenci ile inek eti yemek zorunda kalan Brahman, ya da domuz eti yemek zorunda olan ortodoks Yahudi`nin midesinde biyolojik bir hastalığı olmadığı halde, sindirim sisteminde rahatsızlık belirtileri görülür[4]. Çağdaş felsefecilerden Buttiglione`nin görüşü ise sosyal bilimciler için hayli dikkat çekicidir.  Buttiglione, ``Avrupa`nın kültür kökenleri Hristiyanlıktadır... Avrupa, vaftizden doğmuştur... Eğer Avrupalı veya Amerikalıysanız, bir Hristiyan kültürüne katılıyorsunuzdur``[5]der. Çağdaş felsefecilerden Kolakowski de ``kültür kutsal anlamını yitirdiği zaman, tüm anlamını yitirir... Dinsel mirasla ya da tarihsel gelenekten tümüyle özgür olmak, insanın kendisini bir boşluğa yerleştirmesi ve böylelikle dağılıp gitmesi demektir``[6] diyerek, insanın sosyal hayatındaki dinin ve tarihin önemini vurgular.

Ülkemizin sosyal bilimcilerinden Mardin de, birçokları gibi, kültürü insanın meydana getirdiği bir semboller sistemi, dini de onun bir unsuru olarak ifade etmiştir[7]. Bu satırların yazarının da yüksek lisans ve doktora hocası olan Kurtkan-Bilgiseven ise, önceki çalışmalarında, kültürün özelliğini, ``grup hayatının mahsulü olması/öğrenilmiş olması``[8] olarak ikiye ayırır ve ``kültür, insanın insan tarafından tesis edilmiş ve yaratılmış olan çevresini ifade eder``[9] der. Diğer yandan kültür, Wallas`ın tabiriyle bir ``sosyal miras``, yani öğrenme sonucu nesilden nesile aktarılan, genetik değil de ``sosyal geçiş``[10] olarak yorumlanmıştır.

Kurtkan-Bilgiseven, 1989`da yazdığı bir makalede ise, kendisi de dahil olmak üzere, yukarıda belirttiğimiz kültürü, insanın faaliyetleri ve sosyal mirası tarzında ele alan yaklaşımları tenkit eder*. Ona göre ``sosyoloji literatürümüzün genellikle Batı sosyolojisinin kaynaklarına değinilerek kaleme alınmış kitap ve makalelerden oluşması, çok önemli bazı mahzurların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Şüphesiz, dünya sosyoloji kaynaklarına tamamen sırt çevirmemiz gerekmez. Hatta böyle bir davranış pek çok yanlışları da ihtiva eder. Fakat kaynaklarından yararlanmak demek, onlarda belirtilen fikirleri aynen kabul etmek demek değildir``[11]. ``Bizler şimdiye kadar kültürün tarifinde bile Batı`lı sosyologlara uyma hatasını işlemişizdir. Halbuki bizim kültürümüz sadece nesilden nesile intikal eden bir sosyal mirastan ibaret değildir. Kültürümüzün, tıpkı ozon ve üst toprak tabakalarını, bitki örtüsünü ve atmosferi hazır elde edişimize benzer bir tarzda vahiy yoluyla ulaştırılmış din kökenine dayalı bir bölümü vardır``[12]der.

Sonuç itibariyle kavram olarak kültür, aslında ne millîdir ne de gayri millîdir. Çünkü o cansız ve anlamsız bir kelimeden ibarettir. Ancak ona canlılık veren ve anlamlı kılan insanlardır. Yani sosyal gruplardır ve ancak onlar, kültürün taşıyıcısı ve kısmen meydana getiricisidirler. Bu nedenle, kısmen vahiy kaynaklı olan, sosyal grupların faaliyetleri sonucunda şekillenen ve onların ortak hafızasını meydana getiren kültüre millî kültür diyoruz. Başka tabirle, genel kanaâtlerin aksine, her şeyiyle sosyal grubun içinden çıkarak oluşan değil; sosyal grubun içinden kaynaklanan ve/veya izniyle dışardan ``süzgeçten geçirilerek`` alınıp da sosyal grubun damgasını taşıyan her kültür unsuruna millî, bu unsurların meydana getirdiği kültüre de millî kültür diyoruz. Çağdaş sosyologlar ve antropologlara göre de millî kültür, bir sosyal gruptaki insanların çoğunluğunun iştirak ettiği kültürdür[13]. Kültür hakkındaki bu genel yaklaşımdan sonra, kültür sosyolojisini şöyle tanımlayabiliriz. Kültür sosyolojisi, sosyal gruplardaki örf-âdet, gelenek-görenek, maddî unsurlar, dinî faaliyetler, büyü-mitler, çeşitli ritüeller, aile, evlilik kurumları gibi sosyal hayatı oluşturan sosyo-kültürel faaliyetlerin ve kurumların tarih, mitoloji, antropoloji, folklor-halkbilimini dikkate alarak, sosyoloji merkezinde değerlendirilip yorumlanmasıdır.

Sanat insanların ve sosyal grupların fiziki-sosyal dünyayı algılama ve yorumlama tarzıdır. Başka tabirle sanat duygu ve aklın ürünü olan gelenektir.

O halde bir sanat eserini değerlendirirken ilk önce onu yapan ya da yapıldığı sosyo-kültürel yapının esas alınması gerekmez mi? Bu sorunun cevabı elbette evet olmalıdır. Çünkü sosyo-kültürel hayat bir boşlukta meydana gelmediği gibi onun ürünleri ile yapıcıları da başka bir mekanın insanları değildirler. Bu nedenle bir sanat eserini anlamlı kılan o halkın zihniyetidir. Zihniyet ise bir halkın ortak düşüncesi, eylemi, bakışı ve nesneleri yorumlama tarzıdır. Dolayısıyla zihniyet, sosyal grubun veya grupların bir bakıma hafızasıdır.

Edebiyata bir sanat eseri olarak, öncelikle var olduğu sosyal grubun zihniyetini yansıtır. Dolayısıyla edebiyatçıda her şeyden önce bir sosyal hayatın ve bir sosyal grubun insanı olarak var olduğu sosyal çevreyi ve sosyo-kültürel yapısını eserlerinde dile getirir.

Edebiyatçı sosyal hayattan ve tarihten aldığı kaynaklarla eserini meydana getirir. Dolayısıyla ``edebiyat bilimcisi, aynı zamanda tarihçi ve sosyolog olmalıdır``[14]. Ancak nedense edebiyat bilimciler genelde edebi eserlerin tarihi ve sosyolojik yapısına fazla dikkat çekmemişlerdir. Oysa ``edebiyat yaşanan dünyanın estetik tecrübelerini ilettiği kadar, değişik yaşantı tarzlarının sürdürücüsü kişilerce anlamlı bir biçimde yaşanması ve bütün duygu organlarınca algılanıp özümsenmesi şeklinde tezahür eden toplumsal hayatın yaşanma biçimlerini de, hayat-tarih karışımı öyküye dönüştürme yoluyla gün ışığına çıkarır``[15]. Türk Dünyası`nın önemli edebiyatçılarından Cengiz Aytmatov`un ``Gün Olur Asra Bedel`` adlı romanı yukarıdaki anlayışa en iyi örnek olsa gerek. Umarız bir gün Aytmatov`un ``Gün Olur Asra Bedel`` adlı eseri edebiyat sosyologlarınca değerlendirilerek sosyoloji-edebiyat ilişkine önemli katkılar yapılır.

Dolayısıyla adeta her mısrasında Türkmenistan Türkleri`nin sosyal ha yatını anlatan büyük fikir adamı Mahdumkulu`nun ifadelerini ``kültür sosyolojisi`` ve ``edebiyat sosyolojisi`` açısından değerlendirmek, Türkmenistan`ın sosyal yapısı hakkında araştırmalar yapan sosyal bilimciler için adeta bir zorunluluktur.

Son söz Mahdumkulu`nun:

 

``Türkmenler bağlasa bir yere beli

Kurutur Fuzum`u derya-yı Nil`i

Teke, Yomut, Göklen, Yazır, Alili

Bir devlete kulluk etsek beşimiz``.

 

  *     *     *

 

 

 

 

 

 

``Firagı dünya düştür,

 Düş görürsen sonu hiçtir.

 Cihanda yaman iştir,

 Kuru gelip, boş gitmek``.

 

     *   *      *

 

``Nefse uydum, özüm bildim, hırs boldum,

Akıl işin doğru sandım, ters bildim``.

 

*   *       *

 

``Biz çaresiz ümmetin,

Ümmeti Muhammed`in,

Hürmetine Ahmed`in

Günahımı güzeşt eyle!``

 

``Çektiğimdir özlem, hasret,

Bu ne hadis, bu ne ümmet,

Türkistan`da Hoca Ahmed,

Onun adı yitip gidecek``

 

``Hacı Bektaş, Abdulkadir,

Hoca Ahmet, imam Riza`dır,

Feridun bir evliyadır,

Hepsinden himmet isterim``.

 

       *       *       *

 

``Teke, Yomut, Göklen, Yazır, Alili,

Bir devlete kulluk etsek beğimiz.

Gönüller yürekler bir olup başlar

Tartsa yığın erir topraklar taşlar

Bir sofrada tayyar kılınsa aşlar

Gösterirler ol ikbali Türkmenin``.

 

Mahtumkulu Hakkında Bazı Türkçe Kaynaklar:

-Söylemez, M., ``Mahtumkulu`nun Eğitim Görüşü``, Felsefe Dünyası Dergisi, 35. Sayı, 2002.

-Arnazarov, S., ``Mahtumkulu Firaki``, Diyanet Aylık Dergisi, 161. Sayı, 2004.

-Annamuhammedov, M., ``Mahtumkulu`nun Edebi Şahsiyetinde İkinci Tabaka ve Yesevi Düşüncesi``, Bilig Dergisi, 10-Yaz, 1999.

- Akpınar, Y., ``Mahdumkulu, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi,VI. Cilt, İstanbul, 1986.

-Kahraman, A., ``Mahtumkulu``, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, XXVII. Cilt, ``Mahtumkulu``, Ankara, 2003.

-Başlangıcından Günümüze Kadar Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, X. Cilt, Ankara, 1998.

-Türk Dünyası Ortak Edebiyatı-Türk Dünyası Edebiyat Tarihi, III. Cilt, Ankara, 2003.

- Güzel, A., ``Yunus Emre ve Mahtumkulu`da Ortak Motifler``, Prof. Dr. Dursun Yıldırım Armağanı, Ankara, 1998.

-Makal, T. K., ``Türkmenlerin Karac`oğlan`ı Mahtumkulu``, V. Milletlerarası Türk Kültürü Kongresi Halk Edebiyatı Seksiyonu Bildirileri, II. Cilt, Ankara, 1997.

- Yılmaz, İ., ``Türk Dünyasindan-Mahtumkulu``, Kardelen Dergisi, 56. Sayı, 2008

- Çakır, R., ``Mahtumkulu Firakî`nin Şiirlerinde Peygamber Sevgisi``, Yağmur-Dil-Kültür ve Edebiyat Dergisi,33. Sayı (Ekim - Kasım ?Aralık), 2006.

- Çınar, A. A., ``Bazı Türkmen Yazılı ve Sözlü Kaynaklarında Hz. Ali``, http://www.alewiten.com/edebiyatgenel270104.htm

-Sis, N., ``Mahtumkulu Şiirlerinde Tasvirî Fiiller Üzerine Bir İnceleme``, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, VI. Cilt, 1. Sayı, Yaz ? 2006.

-Kara, M., ``Mahtumkulu`nun Şiirlerinde Çağatayca ve Oğuzca Unsurlar``, Bilig Dergisi, 7. Sayı, Güz-1998.

-Ekber, K., ``Büyük Türkmen Şairi Mahtumkulu``, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, III. Sayı,  1999.

-Sarıyev, B.,  ``Mahtumkulu`nun bazı şiirlerinin yorumları``, Türk Lehçeleri ve Edebiyatları, 1999.

-Yılmaz, H.,  Mahtumkulu Divânı (İnceleme-Tenkitli Metin), (Ankara Üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara, (tarihi yok).  

- Mahtumkulu Özel Sayısı, Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisi, Nisan, 1998.

- Öztürk, M., Mahdumkulu Divanı`nda Peygamberler (Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi. Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Bölümü, Yayınlanmamış Bitirme Tezi), Muğla, 2006.

- Nasrattınoğlu, İ. Ü., Görkemli Türkmen Ozanı Mahdumkulu, Ankara, 1990.

- Mahdumkulu Divânı ve Yedi Asırlık Türkçe Bir Manzume (Şerh ve Tenkid Eden: Şeyh Muhsin Fanî), İstanbul, 1924.

-A. Zeki Velidi [Togan], ``Mahtumkulu Divanı ve Yedi Asırlık Türkçe Bir Manzume``, Türkiyat Mecmuası, II, 1926.

-Ata, A., ``Mahdum Kulu``, Türk Dili Dergisi, X/1, 1992.

-Türkmen, F., ``Mahdumkulu ve Tasavvuf  Anlayışı``,  Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 1. Sayı,  1996.

  

Dipnotlar:

* Bu makale ``Kültür Sosyolojisi ve Edebiyat Sosyoloji Açısından Mahtumkulu``, adıyla Türkmenistan Milli Medeniyet Merkezi Uluslararası Mahtumkulu Sempozyumu`nda (12-14 Mayıs 2008) Aşgabat / Türkmenistan) bildiri olarak sunulmuş olup, yeniden gözden geçirilerek hazırlanmıştır.

[1] Mahdumkulu`nun hayatı hakkında bakınız: Berdi Sarıyev, ``Mahdumkulu Fraki`nin Şiir Divanı``, http://www.turkmenhost.com/documents/Berdi/Mahturk1.htm

[2] Rabinow, P.,Sullivan, W., ``Yorumcu Eğilim: Bir Yaklaşımın Doğası``, Toplum Bilimlerde Yorumcu Yaklaşımlar (Haz. Makale Yazarları), (Çev. T. Parla), İstanbul, 1990, s. 12.

[3] Rabinow, P., -Sullivan, W., a. g. m., s. 5.

[4] Malinowski, B. İnsan ve Kültür (Çev. M. F. Gümüş), Ankara, 1990, s. 67, 79.

-Malinowski, B., Bilimsel Bir Kültür Teorisi (Çev. S. Özkal), İstanbul, 1992, s. 102-104.

[5] Buttiglione, R., ``İnançta Serbest Piyasa``, NPQ Dergisi, Sayı l, 1991, s. 30-31.

[6] Kolakowski, L., ``İnsan Yalnız Aklıyla Yaşamaz``, NPQ Dergisi, Sayı I, 1991, s. 22.

[7] Mardin, Ş., Din ve İdeoloji, İstanbul, 1983, s. 41-42, 49.

[8] Kurtkan, A., ``Sosyal Entegrasyon``, Refii Şükrü Suvlu`ya Armağan, İstanbul, 1971, s. 224.

[9] Kurtkan-Bilgiseven, A., Genel Sosyoloji, İstanbul, 1982, s. 16.

[10] Maclver, R. M., Page, C. H., Cemiyet (Çev. A. Kurtkan), C. l., İstanbul, 1969, s. 198.

* Bu konuda geniş bilgi için banınız: Mustafa Aksoy, ``Sosyal Bilimlerde Kültür Kavramı ve Amiran Kurtkan-Bilgiseven`in Kültür Kavramı Hakkındaki Eleştirisi``, http://www.mustafaaksoy.com/default.asp?inc=makale&id=38

[11] Kurtkan-Bilgiseven, A., ``Manevi Kültürümüz ve Batı Kültürü``, Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı 187, 1989, s. 31.

[12] Kurtkan-Bilgiseven, A., ``Mülakat``,  Milli Kültür Dergisi, Sayı 83 , 1991, s. 4.

[13] Türkdoğan, O., ``Milli Kültürün Kaynakları``, Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı 106, 1982, s. 42.

-Grisebach, M. M., Edebiyat Biliminin Yöntemleri (Çev. A. Ünal), Ankara, 1995.

-Harrigton, A., `` Sosyal Dünyanın Edebiyat Yoluyla Kavranması`` (Çev. N. Çalışkan), Edebiyat Sosyolojisi İncelemeleri (Editör, K. Alver), Ankara, 2004.

[14] Maren-Grisensebach, M., Edebiyat Bilimi`nin Yöntemleri ( Çev. A. Ünal), Anlara, 1995, s. 104.

[15] Harrington, A., ``Sosyal Dünyanın  Edebiyat Yoluyla Kavranması: Robert Musil`in Niteliksiz Adam Romanı Üzerine Sosyolojik Düşünceler`` (Çev. N. Çalışkan) , Edebiyat Sosyoloji İncelemeleri (Editör: K. Alver), Ankara, 2004, s. 58.


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA