Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1253142
Bugün : 751
Hunlardan Günümüze Kültürün Yaşandığı Tahtacı Köyü: Koşuburnu`nda Bahar Bayramı

 Dr. Mustafa AKSOY

 

Tahtacı inançlı, Ceceli (Çeçeli)  Avşar`ı oymağından olan Koşuburnu köyü Çanakkale`nin Bayramiç ilçesine bağlı olup Hun Türklerinin bazı kültür izlerini taşıyorlar.

Köyde yapılan kimlerdeki damgaları eski Türk boylarında ve Orhun alfabesinde görmek mümkündür. Koşuburnu`nda yapılan kilimlerden birinin ayrı bir özelliği olup o kilimde cem yapılır ve cenazeler bu kilime sarılır.

 

Orta Asya`dan Düzeğrek`e Balbal Mezar Taşı ve Damgalar

Bir kültürü tanımak için o kültürün en belirgin özelliği olan doğum, evlilik ve ölüm geleneğinde görürsünüz. Çünkü bunlar bir kültürün en otantik özelliklerini yansıtırlar.

Bayramiç`in Düzeğrek bölgesindeki Düzeğrek Mezarlığı tarihi bir mezarlık olup bu bölgenin en yüksek yerindedir. Koşuburnu halkı da önceden bu mezarlığa ölülerini defin ediyorlarmış.

Düzeğrek mezarlığındaki balbal tarzı mezar taşı 1931 tarihli olup çok eski olmamakla beraber, ilkim şartlarından dolayı çok yıpranmıştır. Buna rağmen balbaldaki yüz, ağız, burun ve gözler çok belirgin olarak görülüyor. 

Bilindiği gibi balbal mezar taşları eski Türklerin mezar kültürüyle ilgili olup, ilk örneklerini Altaylarda, Abakan`da, Tuva`da ve Moğolistan`da görüyoruz. Türkiye`de ise ilk örneğini M. Ö. 1500-1200 tarihli olarak Hakkâri merkezinde, son örneğini ise Tunceli/Pertek`te 1963 tarihli Tunceli Merkezinde ise 1965 tarihli olarak görüyoruz. Bu mezar taşları bizle şunu söylüyor: Türkler Orta Asya`dan Anadolu`ya gelirken kültürlerinin en belirgin özelliği olan mezar üslubunu da Türkiye`ye getirmiştir[1].

Düzeğrek mezarlığında ayrıca ``ok`` ve ``ok-yay`` damgası hem de ``yay`` damgası var. Bu damgalar Türk Dünyası`nın her yerinde görülür. Tahtacılar ise ok-yay damgasına ``Kazayağı`` derler. Ayrıca bu damgaları Türk halı ve kilimlerde de görüyoruz.

 

Mezarlık`ta Hıdırellez

Koşuburnu`nda bahar bayramı etkinliklerini izlerken adeta Türk tarihinin derinliklerine gider gelirsiniz[2].

Koşuburnu`nda Hıdırellez bayramı yani bahar bayramı 6, 7, 8 Mayıs günleri kutlanır. Bu üç gün boyuncu ev işlerinin dışında başka bir iş yapılmaz. Birinci gün mezarlıklardaki kutlamalar için hazırlıklar yapılır. İkinci gün köy mezarlığına gidilir. Mezarlıkta ölülerin ruhu için adaklar kesilir.

Kesilen adak etleri pişirilerek yenir ve mezarlar mezar yakınları tarafından ziyaret edilir. Ayrıca çocuklar mezarlıkta ``dada kurbana gel`` diye sesler çıkarmaya başlar.  Bunu duyan yaşlı bayanlar çocuklara şeker, fıstık, fındık gibi yemişler dağıtmaya başlar. İnsanlar mezarlıkta sohbetler eder, öğleden sonra da gençler semahı yapılarak evlere dönüş başlar.

Son gün yani 8 Mayıs`ta ``Düzgündede``* ye gidilir. Dün ve bu gün olağanüstü bir kültür şokuyla karşı karşıyayız. Adeta Türk tarihin derinliklerine gidip geri geliyoruz.

Alevilik ve Sünnilik hakkında Türkiye`nin çok yerinde araştırmalar yaptım, Hiçbir bölgede, hiçbir yerde böyle bir Hıdırellez kutlamasıyla karşılaşmadım. Burada ki Hıdırellez kutlaması; adeta eski Türklerin bahar bayramının bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Yani Koşuburnu`nda bahar bayramı etkinliklerini izlerken adeta Türk tarihinin derinliklerine gider gelirsiniz.

Birçok yazılı kaynağa göre de eski Türkler`de bahar bayramı Mayıs ayının ilk haftasında kutlanır. Mesela Osman Turan, Çin kaynaklarına göre ``...her yıl asıl zadeler ataların çıktıkları mağaraya gidip tasdik merasimi yapıyorlardı; bundan başka halk, yılın beşinci ayın yirmisinde aynı dağa, Ötüken`e giderek Semanın ruhuna ibadet ediyorlardı denilmektedir``[3] der. Ögel de Çin kaynaklarına atfen, eski Türklerin Ergenekon`dan çıkış bayramını ``Mayıs`` ayında kutlandıklarını yazar[4]. Ögel`e göre Türklerin yılbaşı baharla birlikte başlar ve ``Çin tarihçilerine göre Hunlar ile Göktürkler, yılın beşinci ayında büyük bir bayram yaparlardı. Çin takviminin beşinci ayı, aşağı yukarı bizim Mayıs ayımızı karşılardı. Bu da bize, nazaran baharın daha geç geldiği Orta Asya için, bir `bahar bayramı` sayılırdı``[5]der.  Ayrıca Ögel, ``Büyük Hun`` devletinin ``Yeni Yıl bayramı``, ``İkbahar bayramı`` ve ``Güz bayramı`` olmak üzere üç büyük bayramı olduğunu belirtir. Mehmet Niyazi de De Groot`un 1921`de yayınlanan ``Die Hunnen der Worsehrifthehen zeit`` adlı eserine atfen Ögel`le aynı görüşleri savunur. Diğer taraftan Mehmet Niyazi ye göre, Hunlar`da yılın ilk ayı ``ocak`` ayıdır. Hunlar, diğer yandan ``Ocak, Mayıs ve Eylül`` aylarında olmak üzere yılda üç defa büyük ``kurultay-kengeş`` yaparlardı[6]der.

Mayıs ayında bahar bayramı kutlamalarının Romanya ve Kosova`da devam ettiğini bu ülkelerde 2008 yılında yaptığımız saha araştırmalarında tespit etmiştik. Romanya`nın Babadağ bölgesindeki, Sarı Saltuk türbesindeki bahar bayramı kutlamasının görülmeye değer olduğunu bölgedeki Türklerden dinlemiştik. Kosova`nın Türk bölgesi olan Gora`da ise Hıdırellez kutlamaları adeta Karadeniz bölgesindeki yayla şenliklerini anlatıyordu.

Ancak Koşuburnu`ndaki Hıdırellez kutlamalarının birde ibadet boyutu var. Bunu Koşuburnu Mezarlığı ile Düzgündede türbesindeki kutlamalardaki semahlardan, kurbanlardan ve diğer ritüellerden anlıyoruz.

Diğer taraftan Nevruz gibi Hıdırellez`de Türklerin İslamiyet`i seçmesiyle beraber, İslami bir kimlik kazanmıştır. Mesela Koşuburnu halkına göre, Hıdırellez, Hz. Ali`nin öldürüldüğü gün camiye giderken, kazların Hz. Ali`nin ayağını gagalayarak haber verdikleri gündür. Bundan dolayı tahtacılara göre Hıdırellez günü kutsaldır.

Dolayısıyla ok-yaydan damgası Kazayağı damgasına dönüşmüşse, burada da eski Türklerin bahar bayramı Hıdır ve İlyas motifiyle İslami bir kimlik kazanarak karşımıza çıkmıştır. Bu durum, kültürel süreklilik açısından son derece önemlidir.

Bilindiği gibi Türkiye`nin çeşitli bölgelerinde Hıdırellez kutlanıyor. Ancak Koşuburnu`ndaki çok daha farklı bir Hıdırellez kutlaması yapıldı. Sanki burada bir düğün, bir ibadet vardı. Benim için bir başka önemli konu ise, bu törenlerin bağlı olduğum Avşar boyunun bir oymağı yani Ceceli-Çeçeli Tahtacıları tarafından yapılıyor olmasıydı. Ve burada adeta kendi kimliğimi buldum, akrabalarımı gördüm. Onlarla tanıştım.

Bilindiği gibi Avşarlar, Ardahan`dan başlayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Akdeniz ve Ege bölgesindeki birçok yerleşim alanlarında yaşamaktadırlar. Bunların bir kısmı kullandıkları dilden dolayı kendilerini Kurmac (Kürt), Zazaca ve olarak Türk ifade ederler. Ancak bunlar aynı kökten gelmiş aynı kökün dallarıdır.

Tahtacılar genelde Aleviler, Türk kimliğinin ve Türklerin İslam anlayışının önemli temsilcileri olmalarına rağmen, maalesef uzun bir zamandan beri, karşılıklı bazı ön yargıların etkisiyle tavır ve inancımızı belirleyen, bir sosyal baskıyla karşı karşıya kalmışlardır. Bundan ötürü de Tahtacılar kendilerini yeterince ifade edememişlerdir. Ayrıca çağımızda çok sayıda ortak kültür kodlarına sahip olan insanların bazı nüanslardan dolayı aralarında sosyal mesafenin oluşması son derece üzücü.

Tahtacılar arasında binlerce yıldır devam eden ve tarihten gelen geleneksel bir hukuk sistemi vardır. Yani Tahtacılar arasında doğal bir hukuk işliyor. Bu mekanizma ile onlar kendi içlerinde suçluları ayıklıyor. Mesela ``düşkün`` olan bir insan Ceme katılamaz,  toplumdan dışlanır. Yani bu sosyal yaptırım güne kadar hâlâ işlevini yapmış ve yapmaktadır.  Aslında bu kurum vasıtasıyla resmi mahkemelerin dosyaları önemli ölçüde azalmaktadır. Ancak son zamanlarda kısmen resmi mahkemelere intikal eden sorunlar görülmeye başlanmıştır.

Kazakistan ile Kırgızistan`da Türkiye`de ki Alevi gruplarda olduğu gibi sosyal kontrol görevleri aksakallılar deniler ihtiyarlar meclisi tarafından yerine getirildiğini 1996-1997 ve 1999-2001 yıllarında görevli olarak bulunduğumuz bu ülkelerde yaptığımız saha araştırmalarından biliyoruz.

Bu ülkelerde sorunlar önce aksakallılara gelir, eğer onlar çözüm bulamazsa sorun resmi mahkemelere intikal eder. Aksakallıların çözüm bulamadıkları sorun, 2001 yılına kadar çok ender olmuştur. Böylece resmi hukuka aksakallıların çok büyük katkıları olmuştur.

Türkiye`de de Alevilerin aynı katkıyı yaptıklarını söylemek mümkündür. Türkiye`deki hukuka katkılarından dolayı, Türkiye` deki sosyal bilimcilerin, hukukçuların, siyasetçilerin Alevilere teşekkür etmesi gerekir. Kısaca geleneksel, Türk kültür kodlarının en belirgin örneklerini Alevi inançlı cemaatlerde görüyoruz.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi balbalların ilk kaynağı, Altaylarla ile Moğolistan coğrafyasıdır. Aynı balbalları ise Türkiye`de Hakkâri de, Erzincan`da, Tunceli`de görüyoruz. Türkiye`nin en batısındaki balbal örneği ise Düzeğrek`te karşımıza çıkıyor. Ayrıca Ukrayna, Moldovya ve Romanya`da da çok sayıda balbal olduğunu yaptığımız saha araştırmalarından biliyor. Diğer yandan balbalların, Bosna ve Macaristan gibi Türk kültür coğrafyasında da bulunacağına inanıyorum.

Bu güne kadar modernizm ve diğer nedenlerden ötürü, koparılmış Türk kültür halkalarından ağırlıklı olarak etnografya unsurlarını birleştirmeye çalışıyorum. İnşallah bu halkalar önemli ölçüde tamamlanır da bizler kültür kodlarımızı tanıyarak,  yarınlara daha güzel bakırız.

Sonuç olarak, bir kültür sosyoloğu, biraz da kültür antropoloğu olarak, akrabalarımla yani Koşuburnu halkıyla tanışmama vesile olan ve araştırma ekibinde olmamı sağlayan, ``Zamana Karşı`` belgeselinin Yapımcı ve Yönetmeni Sayın Servet Somuncuoğlu`na ve Koşuburnu halkına teşekkürlerimi sunarım.


Dipnotlar:

[1] Mezarlık kültürü ve fotoğraflar için bakınız: www.mustafaaksoy.com

[2] Türk kültür coğrafyasındaki Hıdırellez hakkında geniş bilgi için bakınız:

-Turan, F. A., ``Anadolu`daki Hıdırellez Kutlamalarına Dair İnanmalar, Ritüeller, Yasaklar ve Yaptırımlar``, Gazi Türkiyat-Türklük Bilimi Araştırmaları Dergisi, 2008, Sayı 2, s. 91-100.

-Kalafat, Y., Hz. Hızır`dan Sultan Nevruz`a, Ankara, 2011.

* Tunceli-Nazımiye`de de Düzgünbaba adıyla bir türbe vardır. Düzgünbaba`nın Kureyşan aşiretine bağlı olduğu, aslen adının Şeh Haydar ve Mevlana`nın müritlerinden Muhammed Hayrani`nin oğlu ve Hacı Bektaşi Veli soyundan olduğuna inanılır.

[3] Turan, O., Oniki Hayvanlı Türk Takvimi, İstanbul, 1941, s. 43.

[4] Ögel, B., Türklerde Devlet Anlayışı, Ankara, 1982, s. 71-77.

[5] Ögel, B., Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul, 1988, s. 773-775.

[6] Niyazi, M., Türk Devlet Felsefesi, İstanbul, 1993, s. 89.

 

Not ve Düzelti

``Milattan Önce Anadolu`da Türk İzleri`` (Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Nisan 2011, Sayı 292) makalemizdeki bazı fotoğraflar arkadaşım Sayın Servet Somuncuoğlu`na ait olduğu halde benim adım yazılmıştır. Bundan dolayı okuyuculardan ve Somuncuoğlu`ndan özür dilerim. Doğru bilgiler aşağıdadır.

1. Güdül Salihler köyündeki kazıma ve dövme tekniği ile yapılmış araştırma alnındaki en büyük kaya resim alanı. Servet Somuncuoğlu arşivi.

2. Güdül Salihler köyündeki dini tören alanında dua eden bir kadın resmi. Servet Somuncuoğlu arşivi.

3. Güdül Salihler köyündeki araştırma alanında Kayı damgası. Servet Somuncuoğlu arşivi

4. Güdül Salihler köyündeki dövme ve çizme tekniği ile yapılmış kaya resimleri ve yanındaki eski Türk alfabesiyle yazılmış yazı. Servet Somuncuoğlu arşivi.

 


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA