Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1249495
Bugün : 39
Hunlardan Günümüze Türk Kültürünün Yaşandığı Köy: Koşuburnu

Mustafa Aksoy

 

Şu anda Koşuburnu isimli, Tahtacı inançlı, Ceceli (Çeçeli)  Avşar`ı oymağından olan Koşuburnu köyündeyiz.  Bu köyde Hun Türklerinin bazı kültür izleri görüyoruz. Ayrıca bu köyde bazı Türk etnografya eserlerinin otantik hallerini görmek mümkündür.

Bunlarından 3 tanesi şu anda, karşımızda duruyor. Dünyadaki ilk kilim örnekleri keçeden olup Türklerin tarafından yapılmıştır.

Koşuburnu`nda gördüğümüz 3 kilimden biri keçeden yapılmış olup ve üzerindeki damgalar çok enteresandır.

Şu damga koçboynuzu damgası, şu kazayağı, bir diğeri ise Türk boylarından birin damgası.  Bu damgalardan bazıları aynı zamanda Orhun alfabesindeki harflerdir.

Karşımızdaki kilimin yapılış tarihi 1890-89`da olup üzerindeki damgalar otantiktir.

Bu kilimin ortasındaki damga Türkiye`de ``pıtrak`` adıyla isimlendirilir.

Ancak bu damga Yakutistan`dan başlayarak Türk dünyasının her coğrafyasında görmek mümkündür. Bilindiği gibi pıtrak genel olarak Akdeniz bitki türü olup Yakutistan`da bulunmaz. Dolayısıyla Türkiye`deki halı-kilimlerdeki sembol ve damgaların isimlendirmeleri tarihi gerçeklerle önemli oranda örtüşmemektedir.

Şu kilim ise çok özel bir kilimdir. Çünkü Koşuburnu köyünde yapılan cemlerde bu kilim kullanılır ve cenazeler bu kilime sarılır.

Bu kilim üzerindeki damga koçbaşının bir başka tarzı olup Türk dünyasında en çok kullanılan bir damgadır. Ancak çok enteresandır. Türkiye`deki bazı çalışmalarda bu damganın eli belinde olduğu söylenir ve Anadolu`daki ana tanrıçadan (Kibele) kaynaklandığı ifade edilir. Oysa bu damganın ana tanrıçayla bir alaka yoktur, öz be öz Türk damgası olup Yakutistan`dan başlayarak bütün Türk dünyası coğrafyasında karcımıza çıkar.

Şu ortadaki damga ise güneş kültüdür. Güneşi sembolize eden bir Türk damgasıdır. Şuradaki de aynısıdır. Diğerleri ise koçbaşı damgasının çeşitli örnekleridir.

Buna ise yine Anadolu`nun batılı kaynaklarından hareketle hayat ağacı diyenler de vardır. Ancak hayat ağacı kavramı da bir yakıştırmadan başka öte bir şey ifade etmez.

 

Orta Asya`dan Düzeğrek`e Balbal Mezar Taşı ve Damgalar

Şu anda Bayramiç`in Düzeğrek bölgesinin mezarlığındayız. Bu mezarlık aynı zamanda Koşuburnu halkının önceden kullandığı tarihi mezarlıktır.  Düzeğrek mezarlığın çok ilginç bir özelliği, bu bölgenin en yüksek yerinde olmasıdır.

Bir kültürü tanımak için o kültürün en belirgin özelliği olan doğum, evlilik ve ölüm geleneğinde görürsünüz. Çünkü bunlar bir kültürün en otantik özelliğini yansıtırlar.

Türkiye`de çok saha çalışması yaptım ben ancak ilk defa böyle bir mezarlıkla karşılaştım ve şu anda çok heyecanlıyım, çok duygulandım, adeta gözlerim doluyor bu gördüğüm manzara karşısında. Çünkü burada Türk kültürünün en belirgin özelliği olan mezarlardan balbal tipi mezar taşlarını görüyoruz.

Bu gördüğümüz balbal 1931 tarihli olup çok eski olmamakla beraber, ilkim şartlarından dolayı çok yıpranmıştır. Buna rağmen balbaldaki yüz, ağız, burun ve gözler çok belirgin olarak görülüyor. 

Bilindiği gibi balbal mezar taşları Türk mezar kültürüyle ilgili olup, ilk örneklerini Altaylarda, Abakan`da, Tuva`da ve Moğolistan`da görüyoruz. Türkiye`de ise ilk örneğini M. Ö. 1500-1200 tarihli olarak Hakkâri merkezinde, son örneğini ise Tunceli/Pertek`te 1963 tarihli olarak görüyoruz.

Dolaysıyla Türkler Orta Asya`dan Anadolu`ya gelirken kültürlerinin en belirgin özelliği olan mezar üslubunu da Türkiye`ye getirmiştir.

Bir başka açıdan mezarların şöyle özelliği var: Yazılı belgelere duygular, bazı ideolojiler karışabilir. Ancak mezarlık kültürün özel bir yapısı vardır. Çünkü mezarlık kültürü sosyal DNA`ların yansıtıldığı en belirgin en saf tarihi kaynaklarıdır

Dolayısıyla ben mezar taşları ve damgaları tarihin altın sayfaları olarak değerlendiriyorum.

Düzeğrek mezarlığında ayrıca ok ve ok-yay damgası hem de yay damgası var. Bu damgalar Türkiye`de her yerde görüldüğü gibi Tahtacılar bunlara ``Kazayağı`` derler. Ayrıca bu damgaları halı ve kilimlerde görüyoruz.

Diğer taraftan bu damgaların aynısını Türk dünyasının her tarafında yani Yakutistan`dan Orta Asya ya ve Balkanlar`a kadar bütün Türk kültür coğrafyasında görmek mümkündür.

 

Düzgün Dede`de Hıdırellez

Koşuburnu`nda bugün Hıdırellez`in 3. günündeyiz. Dün mezarlıktaydık, bu gün ``Düzgündede`` deyiz. Dün ve bu gün olağanüstü bir kültür şokuyla karşı karşıyayız. Adeta Türk tarihin derinliklerine gidip geri geliyoruz.

Alevilik ve Sünnilik hakkında Türkiye`nin çok yerinde araştırmalar yaptım, Hiçbir bölgede, hiçbir yerde böyle bir Hıdırellez kutlamasıyla karşılaşmadım. Burada ki Hıdırellez kutlaması; adeta eski Türklerin bahar bayramının bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Birçok yazılı kaynağa göre eski Türklerde de bahar bayramı Mayıs ayının ilk haftası kutlanır.  Bu geleneğin Romanya ve Kosova`da devam ettiğini bu ülkelerde 2008 yılında yaptığımız saha araştırmalarında da tespit etmiştik. Romanya`nın Babadağ bölgesindeki, Sarı Saltuk türbesinde ise bahar bayramı kutlaması görülmeye değer. Kosova`nın Türk bölgesi olan Gora`da ise Hıdırellez kutlamaları adeta Karadeniz bölgesindeki yayla şenliklerini anlatıyordu.

Ancak Koşuburnu`ndaki Hıdırellez kutlamalarının birde ibadet boyutu var. Bunu Koşuburnu Mezarlığı ile Düzgündede türbesindeki kutlamalardaki semahlardan, kurbanlardan ve diğer ritüellerden anlıyoruz.

Diğer taraftan Türklerdeki bahar bayramı Türklerin İslamiyet`i seçmesiyle beraber, İslami bir kimlik de kazanmıştır. Mesela Koşuburnu halkına göre, Hz Ali`nin öldürüleceği gün camiye giderken, kazlar Hz. Ali`nin ayağını gagalayarak vermemeler vermiştir. Bundan dolayı Hıdırellez günü kutsaldır.

Ayrıca nasıl ki, ok-yaydan damgası Kazayağı damgasına dönüşmüşse, burada da eski Türklerin bahar bayramı Hıdır ve İlyas motifiyle İslami bir kimlik kazanarak karşımıza çıkmıştır. Dolaysıyla karşımıza çıkan bu durum, kültürel süreklilik açısından son derece önemli.

Kültür unsurlarının bu şekilde devam etmesini ben, bir bakıma biyolojik DNA`lar gibi, sosyal DNA`larında var olduğunu kabul ederek, kültürel devamlılığı ifade etmek için ben onu ``sosyal genetik`` kavramını kullanıyorum.

Burada beni etkileyen, olağan üstü bir başka konuysa, kapalı bir hayat veya hayat tarzı tercih eden Koşuburnu halkının bize karşı olan sıcak ilgileri ve samimiyetleriydi. Türkiye`de birçok köyde göremediğim ilgi ve alakayı burada yani Koşuburnu`nda gördüm ve araştırma ekibimizle beraber o duyguları yaşadık.

Zaman zaman çok duygulandım, bazen gözlerim doldu. Hatta dün mezarlıkta, bir mezar üzerinde gece uzanıp uyumak istedim. Orada kalmayı istedim. Ancak bu duygumu kimseye açamadığım için kısmet olmadı. İnşallah bir gün oda olur. Ayrıca bir gün kısmet olursa bu köyde derinlemesine çalışma yapmak istiyorum.

Bilindiği gibi Türkiye`nin çeşitli bölgelerinde Hıdırellez kutlanıyor. Ancak Koşuburnu`ndaki çok daha farklı bir Hıdırellez kutlaması yapıldı. Sanki burada bir düğün, bir ibadet vardı. Benim için bir başka önemli konu ise, bu törenlerin bağlı olduğum Avşar boyunun bir oymağı tarafından yapılıyor olmasıydı. Ve burada adeta kendi kimliğimi buldum, akrabalarımı gördüm. Onlarla tanıştım.

Bilindiği gibi Avşarlar, Ardahan`dan başlayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Akdeniz ve Ege bölgesindeki birçok yerleşim alanlarında yaşamaktadırlar.

Bunların bir kısmı kullandıkları dilden dolayı kendilerini Kurmac (Kürt), Zazaca ve olarak Türk ifade ederler. Ancak bunlar aynı kökten gelmiş aynı kökün dallarıdır.

Tahtacılar genelde Aleviler, Türk kimliğinin ve Türklerin İslam anlayışının önemli temsilcileri olmalarına rağmen, maalesef uzun bir zamandan beri, karşılıklı bazı ön yargıların etkisiyle tavır ve inancımızı belirleyen, bir sosyal baskıyla karşı karşıya kalmışlardır. Bundan ötürü de tahtacılar kendilerini yeterince ifade edememişlerdir.

Çağımızda çok sayıda ortak kültür kodlarına sahip olan insanların bazı farklılıktan dolayı aralarında sosyal mesafenin oluşması son derece üzücü.

Çünkü inanç bireyseldir ve inanan ile Allah arasında olan bir şeydir. Bunun dışında insanlara yargılamak, insanlara düşmez. Diğer yandan zaten Tahtacılar arasında bir hata işleyen olduğunda onun cezası veriliyor. Yani Tahtacılar arasında doğal bir hukuk işliyor. Bu mekanizma ile onlar kendi içlerinde suçluları ayıklıyor.

Mesela ``düşkün`` olan bir insan Ceme katılamaz,  toplumdan dışlanır. Yani bu sosyal yaptırım güne kadar hâlâ işlevini yapmış ve yapmaktadır.  Aslında bu kurum vasıtasıyla resmi mahkemelerin dosyaları önemli ölçüde azalmaktadır. Ancak son zamanlarda kısmen resmi mahkemelere intikal eden sorunlar görülmeye başlanmıştır.

Keşke mahkemelere intikal edilmeden, bu kültürel kurum devam ettirilerek sorunlar çözülse. Türk hukuk sistemine büyük katkı yapılmış olunur.

Kazakistan ile Kırgızistan`da Türkiye`de ki Alevi gruplarda olduğu gibi sosyal kontrol görevleri aksakallılar deniler ihtiyarlar meclisi tarafından yerine getirildiğini 1996-1997 ve 1999-2001 yıllarında görevli olarak bulunduğumuz bu ülkelerde yaptığımız saha araştırmalarından biliyoruz.

Bu ülkelerde sorunlar önce aksakallılara gelir, eğer onlar çözüm bulamazsa sorun resmi mahkemelere intikal eder. Aksakallıların çözüm bulamadıkları sorun, 2001 yılına kadar çok ender olmuştur. Böylece resmi hukuka aksakallıların çok büyük katkıları olmuştur.

Türkiye`de de Alevilerin aynı katkıyı yaptıklarını söylemek mümkündür. Türkiye`deki hukuka katkılarından dolayı, Türkiye` deki sosyal bilimcilerin, hukukçuların, siyasetçilerin Alevilere teşekkür etmesi gerekir.

Geleneksel, Türk kültür kodlarının en belirgin örneklerini Alevi inançlı cemaatlerde görüyoruz.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi balbalların ilk kaynağı, Altaylarla ile Moğolistan coğrafyasıdır. Aynı balbalları ise Türkiye`de Hakkâri de, Erzincan`da, Tunceli`de görüyoruz. Türkiye`nin en batısındaki balbal örneği ise Düzeğrek`te karşımıza çıkıyor. Ayrıca Ukrayna, Moldovya ve Romanya`da da çok sayıda balbal olduğunu yaptığımız saha araştırmalarından biliyor. Diğer yandan balbalların, Bosna ve Macaristan gibi Türk kültür coğrafyasında da bulunacağına inanıyorum.

Bu güne kadar modernizm ve diğer nedenlerden ötürü, koparılmış Türk kültür halkalarından ağırlıklı olarak etnografya unsurlarını birleştirmeye çalışıyorum. İnşallah bu halkalar önemli ölçüde tamamlanır da bizler kültür kodlarımızı tanıyarak,  yarınlara daha güzel bakırız.

Sonuç olarak, bir kültür sosyoloğu, biraz da antropoloğu olarak, bu araştırmada görev yapmaktan son derece mutlu oldum. Ayrıca akrabalarımla yani Koşuburnu halkıyla tanışmama vesile olan ve araştırma ekibinde olmamı sağlayan, ``Zamana Karşı`` belgeselinin Yapımcı ve Yönetmeni Sayın Servet Somuncuoğlu`na teşekkürlerimi sunarım.

 

NOT: Belgeselinin tanıtım bülteni ve diğer danışmaların görüşleri için lütfen PDF dosyasına bakınız.


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA