Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1249594
Bugün : 138
Türkler` de Takıcılık ve Sanat

Dr. Mustafa Aksoy

 

     Türk takıcılığı konusunda Türkiye`de yeterince çalışma yapılmamıştır. Yapanlar ise genelde Türkiye`deki takıcılığı Osmanlı tebaası olan azınlıklarla ilişkilendirerek açıklamaya çalışmışlardır. Nedeni ise Türklerin Asya tarihi ve kültürü hakkında yeterince bilgi sahibi olmamaktır. Oysa bu konuda Türk sanatı hakkında yazılan eserlerde özellikle Emel Esin`in çalışmalarında önemli bilgiler vardır.

Rus arkeologlar tarafından yapılan çalışmalarda Türklerin çok zengin maddi kültür unsurlarına sahip olduğunu belgeleyen eserler bulunmuştur. Bunların en önemlilerinden biri ise Kazakistan`daki Issık Kurganı`nda (Esik Kurganı) bulunan ve M. Ö. IV-V yüzyıla ait olan ``Altın Adam``dır. Altın Adam, bir Türk askerinin savaşta giydiği giysilerin ve savaş aletlerinin tamamen altından yapılmış haline verilen isimdir.

Altın Adam`da çok yüksek bir teknik kullanılarak üzerine çok çeşitli semboller ve damgalar yapılmıştır. Diğer yandan Altaylardaki kurganlarda yapılan kazılarda altın, ağaç, gümüş bronz, demir gibi malzemelerden yapılmış Türklere ait çok değişik el sanatları, mesela küpe, yüzük, kemer, at için kullanılan araçlar, paralar, sikkeler,  süs eşyaları bulunmuştur.  Türkiye tarafından Moğolistan`da 2000`lerin başında yapılan kazılarda da Bilge Kağan`a ait olan eşyalar arasında son derece yüksek işçilik gerektiren eşyalar ve paralar bulunmuştur. O halde Türkiye`deki takıcılık ve takıcılık tarihi hakkında çalışma yaparken Türk kültür arkeolojisine ait eserlere dikkat etmek gerekmektedir.

  Bu makalede Türk dünyasının her yerinden takıcılık hakkında örnekler verilebilirdik. Ancak derginin sayfa düzeninden dolayı Türkmenistan, Kazakistan ve Yakutistan`dan bazı takı örneklerini sunmayı uygun bulduk.

Türkmenistan Türk takıcılık sanatı açısından son derece önemli kaynak ve bilgilerin olduğu bir kültür coğrafyasıdır.  Yandaki fotoğraflarda milli kıyafetleriyle Türkmen kızları ve kadını görülmektedir. Türkmen geleneksel inancına göre, milli kıyafetli bir Türkmen kadınının üzerinde, otuz kilo (30 kg) civarında takının olduğu söylenir.  O halde bu kadar takı takınan bir kadının yaşadığı sosyal çevrede, kültür tarihinde ve geleneğinde takıcılık sanatının olmaması mümkün mü?

     Sanat, insanın zihniyet dünyasının yansımasıdır. Yani sanat, bir zihniyetin bir duygunun, sosyo-kültürel yaşantının çeşitli sembollerle yansıtılmasıdır. Bu nedenle sanat eserleri sosyo-kültürel tarihin anlaşılmasında birer belge olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla sanat eserlerini, tarihi bağlamda ele almadığımız takdirde onları ve onların taşıdıkları anlamların neler ifade ettiklerini yeterince anlayamayız.

     Sanat eserleri bir sosyo-kültürel ortamda meydana geldiğine göre, o sanat eserinde, onu yapanın zihniyet dünyasının yansımaması mümkün değildir. Özellikle geleneksel sanat eserlerini incelerken sosyo-kültürel tarihi yapıyı göz önüne almadan değerlendiren her görüş eksik kalmağa mahkûmdur.

Her geleneksel sanat eseri dini düşünceyi, sosyal grubunun zihniyet dünyası gibi gibi birtakım sosyal değerleri ifade eden etnografik malzemelerdirler. Bu nedenle geleneksel sanat eserleri birer soyut dil olarak, tarihin görsel sayfalarıdır.

     Sanat eserlerindeki damgalar bir sosyal grubun yazılı ve sesli olmayan dilidir dersek abartmış olmayız. Başka deyişle, maddi kültürde sembolleşen gelenek, bir zihniyetin yazılı olmayan soyut ifadesidir. Öbür yandan sembollerle ifade edilen gelenek, bugün ile dün arasında tarihi ilişkiler kuran belgelerdir. Aslında sosyo-kültürel yapı insanların tekrarladıkları geleneklerin bir sonucudur. Gelenek ise tarihin eski sayfalarının yeni yorumlarla yeniden okunması veya tekrar tekrar dile getirilmesidir. Ancak bu tekrarlar, her zaman olduğu gibi değil; bazen sosyo-kültürel değişmenin gereği olarak, farklı ve/veya nüanslı biçimlerde de olabiliyor.

     İnsanlar birbirleriyle aslında pek farkında olmadıkları semboller vasıtasıyla ilişki kurarlar. Ayrıca sosyolojideki etkileşimci ekole göre nesneler kendiliklerinden değil sembolik etkileşimin sonucu olarak bir anlama sahip olurlar. Bundan ötürü nesneler aynı olsa da, taşıdıkları anlamlar farklı farklı olabilir.

Bu nedenle bir nesne olarak inek Hindistan`da kutsal olarak algılanırken, başka bir yerde ise et olarak algılanır. Öte yandan domuz da Hint-Avrupa halkları tarafından yenilebilir et, Türkler arasında yasaklı olarak algılanır. Ok kavramı da başka sosyal gruplar tarafından öldürücü bir silah olarak algılanırken, Türkler`de bu kavram silah olmanın yanında `çağrı, varlık, hürriyet` anlamlarını da taşımaktadır. Mesela hâlâ Anadolu`da kullanılan ve kökü ``ok`` olan okuntu sözü sembolik anlamda binlerce yıllık Türk tarihinin sayfaları arasından gelmekte olup, bir yere davet edilmek-etmek anlamına gelir.   

     Sonuç olarak sembol kullanan bir varlık olan insanın veya insanların yaptıkları eylemlerin ne anlama geldiklerini bilmek için o sembollerin ortaya çıktığı sosyo-kültürel yapıyı tanımak ve anlamak gerekir. Aksi takdirde sembollerin ifade ettiği zihniyet dünyasını anlayamayız.

 

 

 

 


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA