Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1253194
Bugün : 803
Sosyal Tarih Açısından Ev, Bark ve Evlilik Kavramları

Dr. Mustafa Aksoy

            Sosyologlar genelde ağız birliği etmişçesine, ailenin en küçük sosyal grup olarak, büyük grupların çekirdeğini oluşturduğunu söylerler. Bu görüşe bazı katılmayanlar olsa da, bireyin meydana geldiği ve ilk sosyalleştiği grubun aile olduğu hususunda,  sosyal bilimcilerin büyük çoğunluğu fikir birliği içindedir. O halde aile nasıl oluşuyor diye soracak olursak, ilk alacağımız cevap, ``evlilik`` kurumuyla olacaktır. Başka bir ifadeyle aile, evlilik sonucu meydana gelmektedir. Ancak, hemen ifade edelim ki, aile ve evlilik kurumları aynı şeyler değildir. Nasıl ki, sosyal grup birbirleriyle ilişki halinde olan en az iki insandan meydana geldiği halde, sosyal grup birey değilse, aile de evlilik sonucu meydana gelmesine rağmen aile, evlilik kurumu olmadığı gibi, evlilik de aile kurumu değildir. Bu sebeple Çağatay, ikisi arasındaki farkı ``modern esaslarına göre evlilik, esas itibariyle karı-koca olacak iki ferdi birbirine bağlayan akt hadisesinden ibarettir. Buna karşılık, aile, her halde karı-koca çiftinden daha fazla unsuru ihtiva etmekte olan bir içtimai zümreleşmedir. Bu bakımdan çocuksuz bir karı-koca çifti tüm şeklini bulmuş aile sayılmaz``(1) şeklinde ifade eder.

            Yukarıda kısmen değinildiği üzere, evlilik ile sosyal yapı arasında yakın ilişkiler vardır. Bu sebeple evlilik kurumunun başlangıcından, meydana gelişine kadar olan safhalar izlenirse, meydana geldiği sosyal grubun, daha genel anlamda sosyal yapının bütün özelliklerini az veya çok görmek mümkündür. Meselâ Anadolu`da bir köyde, kız istenirken onların peygamber ve Allah`a bağlılıklarını; nişan ve düğün törenlerinde sosyo-ekonomik yardımlaşmalarını, gelen davetlileri ağırlarken misafirperverliklerini, düğünlerde sergilenen oyunlarda, tarihinden gelen geleneklerini, bölgeler arasındaki sosyo-kültürel ilişkileri, kısaca köyün töresini görmek mümkündür. Bu sebeple evlenme kurumu sosyal yapının temsilî örneği olarak tanımlanırsa, mübalağa edilmiş olunmaz. Bu anlayışla evliliği şöyle tanımlayabiliriz: Evlilik, başlangıcından meydana gelişine ve sona erişine kadar, sosyal yapının içinde oluşan, bu sebeple içinde bulunduğu sosyal grubun özelliklerinin kısmen görüldüğü, biyolojik, psikolojik ve sosyo-kültürel ihtiyaçların giderildiği ve/veya giderilmeye çalışıldığı bir sosyal kurumdur. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere evliliğin, temelde üç fonksiyonu vardır. Bunlardan birincisi, aileyi meydana getirmek; ikincisi, karşı cinsten iki ehil kişinin cinsî birlikteliğine imkan vermek, üç üncüsü de meydana geldiği sosyo-kültürel yapının formel ve enformel özelliklerini temsil etmektir. Bu sebeple, sosyal yapı hakkında araştırma yapanların, birinci derecede üzerinde durdukları kurum, evlilik kurumu olmuştur.

            Türkiye`de özellikle köyler üzerinde çalışan bütün araştırmacılar az veya çok evlilik kurumu üzerinde durmuşlardır. Özellikle Neriman Erdentuğ`un çeşitli saha araştırmaları; Eserpek`in ``Sosyal Kontrol, Sapma ve Sosyal Değişme`` adlı saha çalışması Ögel, Abdulkadir İnan ile Eröz`ün kültür tarihine yönelik çalışmaları evlilik konusunda akla ilk gelen kaynak eserler arasındadır. Bunlardan başka birçok, teorik ya da sahaya yönelik çalışmalarda da evlilik kurumuna değinilmiştir. Ancak Eröz haricindeki sosyal bilimciler, genelde saha çalışmalarında tarihi karşılaştırmalı metot kullanmadıkları için, tespit ettikleri günümüz evlilik kurumuyla ilgili bir takım seremonilerin tarihi temellerine değinemedikleri gibi, onların varyantlarına da bazıları kısmen değinmiş, bazıları da hiç değinmemişlerdir. Bu sebeple tespit edilen sosyo-kültürel unsurların birbirleriyle ilişkileri ve başka bölgelerdeki görünüşleri okuyuculara aktarılmadığından, eldeki malzemeler, ya birer folklor unsuru ya da sadece o bölgeye has bir özellik olarak zihinleri meşgul etmiştir.

            Meselâ bazı çalışmalarda, başlık-kalın kavramının tarihi temelleri ve diğer bölgelerdeki görünümlerine değinilmeden, drahoma ya da mehir kavramlarıyla ilişkisine değinilerek, bazen başlık-kalın ile mehir, bazen de drahoma ile başlık-kalın aynı anlamda kullanılmıştır. Oysa ilerde değinileceği üzere bu kavramlar, ne fonksiyonel, ne de tarihi kaynakları itibarıyla birbirinin aynısıdır.

            Evlenmek tabirinin kökü bilindiği üzere ``ev`` kavramıdır ve Şemsettin Sami`ye göre ``ev: hane, mesken, bir evde oturanların hepsi, aile, soy, nesil, bark``(2) demektir. Derleme Sözlüğü`nde ilk hecesi ``ev`` olan üç yüz kırk yedi, bir yarısı kadar da farklı ağızla söylenmiş kelime olup, ``ev`` Bolvadin, Isparta, Denizli, Sındırgı, Kütahya, Kilis`te ``oda`` anlamında kullanılır(3). Özellikle evlenen erkekler için ``ev bark sahibi oldu`` anlamında kullanılan deyimdeki ``bark`` tabiri de Şemsettin Sami`de  ``çoluk çocuk, kadın ve çocuklar ve aile, ev, mesken, barınılacak yer, hanüman``(4) olarak tarif edilmiştir. Kaşgarlı Mahmut ise evi ``ew`` olarak kullanmış ve bütün Türkler de bu kavramın ``ew`` olarak ifade edildiğini belirterek, diğer anlamlarının da ``acele etmek``, ``bir şeyin etrafında koşuşmak``olduğunu yazar. Ayrıca ``ew bark`` deyimini de kullanarak ``bark`` kelimesinin yalnız olarak değil de, ``ew`` kelimesiyle beraber kullanıldığını belirterek, ``bark``a ``mülk`` anlamını da vermiştir(5). Meselâ, ``Ewin barkın satıgsada / Yoluğ berip yarıgsadı / Tiriğ erse turugsadı / Anğar sakana kimi topladı``(6) dörtlüğünde olduğu gibi.

            Kutadgu Biliğ`de de ``bark`` ``mülk`` anlamında ``ev`` ile beraber kullanılmıştır. Meselâ,

4536   ``Eving barkınığı ked arığ tut çilig``

            ``Evini-barkını çok temiz ve pak tut``

4545   ``Uluğ yokla tutma sen evi bark yakın``

            ``Evin-barkın büyük ve işlek yollara yakın olmasın``

4645   ``Ayak tirki evi bark arıp tut töşek

            Töşegil aş içgü yine ked kerek``

            ``Ev-bark sofra ve tabakların temiz, odan minderlerle döşenmiş, yiyecek ve     içeceklerin de seçkin olmalıdır``

4727   ``Yorıyu turuğlı bu barkın kişi

            Uluğ yolda itmez bu evi bark işi``

            ``Bu büyük yolda yalnız dinlenmek için biraz duran

            yolcu ev-bark yapmaz``

5486   ``evin barkın örte sığıl burhanın``

            ``Onların evini-barkını yak, burkanını kır``(7)

            Ayrıca bark, Tekin`e göre Orhun Yazıtları`nda ``bark; ev, barınak, konut, türbe, anıt-kabir``; Ergin`e göre ``bark; ev, mezar, türbe, abide, mezar`` Gabain`e göre, eski Türkçe`de ``mülk, bina, ev, bark``(8) anlamındadır. 1938`de Toroslar- Karatepe bölgesinde araştırmalar yapan Yalgın, bölgede ev eşyalarına ``bark``, örtülü mezarlara ve türbelere de ``barh-bark``(9) dendiğini tesbit etmiştir. Ayrıca bugün Adana`nın merkezinde bir yerleşim yerinin adı ``Barkal``dır. Tekin ile Ergin ``eb`` kavramını da, ``ev, çadır, karargâh, ordugâh, merkez``(10) olarak tanımlarlar. Ancak bu yorumlardan yıllar önce Gökalp, ``bark`` ve ``ev`` kavramlarının aynı şeyi ifade ettiğini belirtir ve bir de bu kavramlara ``mabed``lik sıfatı ekleyerek, ``Bark Orhun Kitabesi`nde `mabed` manasındadır. Hakan türbelerinin yanında bir mabed yapılır, orada kurbanlık kesilirdi. `Ev` de, mukaddes bir mabed olduğundan `Bark` adını alırdı``(11) der. Ev kavramının eski Türkler`de kutsallığının yanında onun mabed olarak yorumlanması, yukarıdaki bilgileri dikkate alırsak, biraz fazla iddialı olur. Her şeyden önce eski Türkler`in dinî inançları, ev kavramının mabed olarak yorumlanmasına müsait değildir. Fakat bazı mukaddes yerler çadırla koruma altına alındıkları için, mezar veya türbe olarak yorumlanması kabul edilebilir.

            Birlikte kullanılmasına rağmen bu iki kavram arasındaki en önemli fark, evi ifade eden ``eb`` kavramının dar ve maddi anlamına rağmen, ``bark``ın daha genel ve sosyal ilişkiye dayalı bir anlamı olmasıdır. Anadolu`da evlenen insanlar, özellikle erkek çocuklar için, yukarıdaki muhtevada halk arasında, ``evlendi, ev-bark sahibi oldu`` deyiminin, hâlâ kullanılması da bizi doğrular niteliktedir. Çünkü bilindiği üzere, bu deyim karşı cinsten iki insanın evlenmelerini ve ``mal-mülk`` sahibi olmalarını ifade etmektedir.

            Eski Türk geleneğinde de her yeni çadır, yani ``eb`` yeni bir haneyi, yeni evlenen çiftlerin meskenini ifade eder. Dolayısıyla yeni mülkiyet sahiplerini, yeni aileyi ve bu sosyal birliği ``bark`` kavramıyla ifade etme ihtimali yüksektir. Çünkü yukarıda belirtildiği üzere ``ev``, ailenin somut ve maddi yönünü belirtirken, ``bark``ın mülkiyetle beraber aile ve sülale gibi, sosyal ilişkiye dayalı daha soyut kavramları ve kutsallığı ifade etme ihtimali vardır.

Dipnotlar:                                         

1. Çağatay, T., ``Modern Aile ve Sosyal Problemleri``, Aile Yazıları, C. II (Haz. B. Dikeçligil-A. Çiğdem), Ankara, 1990, s. 103.

2. Şemsettin Sami, Temel Türkçe Sözlük (Haz. M. Tulum ve diğerleri), İstanbul, 1985, s. 350.

3. Derleme Sözlüğü, C. V., Ank., 1972, s. 1800.

4. Şemsettin Sami, a. g. s., s.350,93

5. Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lügat-it Türk, C. IV (Haz. B. Atalay), Ankara, 1986, s. 348-349.

6. Kaşgarlı Mahmut, a.g.e., C. III, s. 333.

7. Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig, C. III  (Haz. R. R. Arat), Ankara, 1979, s. 60.

    -Yusuf Has Hacip, a.g.e., C. I., s. 456,466,473,545.

    -Yusuf Has Hacip, a.g.e., C. II., s. 328-329,336,342,393

8. Tekin, T., Orhon Yazıtları, Ankara, 1988, s. 123.

    -Ergin, M., Orhun Abideleri, İstanbul, 1984, s. 105.

    -Gabain, A. V., Eski Türkçenin Gremeri (Çev. M. Akalın), Ank.,1988, s. 266.

9. Yalgın, A. R., Toroslarda Karatepeli Bölgesi, Ank., 1950, s. 20.

10. Tekin, T., a.g.e., s. 132.

      -Ergin, M., a.g.e., s. 111.

11. Ziya Gökalp, Türk Medeniyet Tarihi, Ank, 1976,  s. 296.

 

 

 

 


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA