Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1252941
Bugün : 550
Kültür Tarihi Açısından İran`da Türk, Fars ve Kürt Halı-Kilimleri

                                                                             Dr. Mustafa Aksoy

 Halı dokumacılığıyla ilgili Rus etnograflarından A. MILLER, 1924 yılında yayımlanan eserinde aynen şunları yazmaktadır: ``Fars dokumalarında hâkim olan `çiçek ve bitki` motifidir. Kafkasya`da arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan höyüklerdeki halı motifleri tamamıyla 14?15.yy.daki göçebe Türklerin nakışlarıyla aynilik gösterir. Kafkas dokumacılığına Türklerin bu katkısını görmezden gelemeyiz``-1-. Diğer yandan yazar, halıcılık tarihi hakkında da şunları yazar: ``Halı ve kilimin üreticileri sadece Türk soylarıdır. Bunlardan bazılarını sayacak olursak: Türkmen, Karakalpak, Özbek, Massaget (Mesket) ve Kırgızlardır. Özellikle göçebe Kırgızlarda halıcılık, göçebelik hayatına ilişkin ihtiyaçlarla sıkı ilişkiler sergiler. Bu konuda 15.yy.da Timurlenk`in sarayını ziyaret etmiş İspanyol gezgin CLAVICHO da bize tanıklık eder``-2-. Bu tespitler, tarihin önümüze çıkardığı tabii gerçeklikleri bilimsel düzlemde ortaya koyuyor.

Dünyada bulunan ilk halı örneği Pazırık halısı olduğuna göre, halı ve kilim hakkında ilmi yazı yazanların Pazırık halısıyla işe başlamalarında yarar vardır. Bilindiği üzere Pazırık yaylası Balıklı Göl yakınlarında, Yan Ulagan ırmağı kıyısındadır. Buradaki kurganların birinden çıkarılan ve dünyanın bilinen ilk halısı kabul edilen halı üzerindeki pars damgası ile at, eyer ve pantolonlu süvari resimleri günümüze kadar bozulmadan kalabilmiştir. Pars, Kazakistan`ın eski başkenti Almatı`nın ve Tataristan`ın damgası olduğu gibi, Kazakistan`da pantolona şalvar denirken, Anadolu`da giyilen şalvar tipine de orada hiç rastlanmaz. Ayrıca, insanların kafatasında olup da, eyere benzeyen bir kemiğe Türk eyeri (sella Turcica) dendiği de, tıpla az çok ilgilenen herkesin malumudur. Dolayısıyla, bir tek eyer ile atlı süvarilerin giyinişleri dahi, Pazırık halısının Türk kültürüne aitliğini ispatlama açısından çok önemli ipuçları vermektedir.

Eyerin Türk buluşu olması ve atlı kültürün gereği olan giyim biçiminin Fars giyim tarzıyla alakasının olmaması önemli bir bilgi kaynağıdır. Ancak, RUDENKO, Pazırık`daki incelemeleri sonucunda ``her halde bu mezar Türk veya Moğol ırkına ait değil, aryani ırktan olan İskitlerindir``-3- diye yazmıştır. Fakat İskitlerin aryani bir ırktan olmadıklarını; en azından kımız içmelerinden, domuzu topraklarında barındırmamalarından, at kurban etmelerinden, ölüm ve mezar törenlerine baktığımızda anlamak mümkündür.

Öte yandan İskitlerin Türk olduğu, en azından Türklerin sosyokültürel çevresi içinde olduklarına dair eserler aksi görüşteki eserlerden hem daha çok, hem de bu doğrultudaki bilgiler daha tutarlıdır. Örneğin, İNAN, ``III. asırdaki Çin vakanüvislerine göre Pazırık havalisinde Hunlar bulunuyorlardı... Pazırık höyüğünün şarkında yaşayan Uranha Türklerinden Uygur Ondar (onlar) yahut Ondar Uygur Oymağı hâlâ mevcuttur... Hülasa Pazırık hafriyatında açılan mezardaki defin, ayin ve merasimlerini gösteren bütün eserler ancak Türklerin defin, ayin ve merasimlerine ait anane ve adetleriyle izah olunmaktadır. Hafriyattan çıkarılan bütün eserler Türkler`in Orta Asya ve Altay`da kablelmilat devrinde inkişaf ettirdikleri kültürün mahsulleridirler``-4- diyerek Pazırık halısı hakkında farklı bir bakış açısını ifade eder. L. RÁSONYI de ``Pers hakanlığına ait en eski vesikalar M.S. VIII. yy.`dan kalmadır. İran kültürü konusunda görüşleri genelde dünyaca kabul gören SPIEGEL, KREMER ve GEIGER gibi uzmanlar `halıcılığın Perslerde autochthon (esas, asıl, otantik, esas yerli) bir şey olmadığını` söylerler``-5- der.

VÁMBÉRY, 1863 yılında Hive, Tahran, Buhara gibi bölgelerde yaptığı seyahatler hakkında bilgiler verirken halı ve keçe imalatının Türkmenler tarafından yapıldığını zikrederek nakışların işlenişini: ``Bir kadın dokunulması istenen nakışların örneklerini kum üzerine parça parça çizer, işçiler de bu örneğe bakarak halıyı dokurlar``-6- biçiminde tasvir eder.

Pazırık`ta bulunan halı bilim adamları tarafından Türk düğümü diye bilinen Gördes düğümü ile dokunmuştur. Ayrıca, düğümlü halı tekniği ilk defa İç Asya`da kullanılmıştır. Sanat tarihçilerinin ortak görüşüne göre, İran düğümü tek düğüm, sembolleri ise asimetrik; Türk düğümü ise, çift düğümdür ve dokumalarda kullanılan semboller ise, tamamen simetrik, yani geometriktir. Sanat tarihçisi YETKİN, Pazırık halısındaki düğümlerin çift düğüm olması, bu halının Türk halısı olduğu hususunda önemli bir belgedir hükmünü verir-7-.

KYZLASSOV, SİMİRNOV, KİSSELEV ve GRİAZNOV gibi Rus bilim adamları da RUDENKO`nun görüşlerine karşı çıkarak, Pazırık`ta bulunan halının İran halısı olduğuna dair görüşlere itiraz etmişlerdir. Sanat tarihi uzmanlarından ERDMAN da, önceleri Pazırık`ta bulunan halının Türk halısı olduğu konusunda kuşkular taşımış olsa da en son yazdığı eserde bu halının ``Türk ilmiğiyle (düğümüyle) dokunmuş`` olduğunu belirterek Pazırık halısının Türk halısı olduğu görüşünü savunmuştur-8-. DİYARBEKİRLİ`ye göre de, ``Pazırık halısı Altaylarda yaşayan Hun topluluklarının bir nevi maddi değerlerinin aynası olarak karşımıza çıkmaktadır``-9-. Ayrıca Pazırık halısındaki hâkim damgaları ve Türklerin kullandığı geometrik damgaları Asya Türklerinin halı, kilimlerde değil, bir evin dış duvarında, kâğıt paralarda, herhangi bir yere çizilmiş ``orak çekiç``lerin arasında, bir mezar taşında, birçok araç ve gereçlerde hatta tuvaletlerin tavanlarında veya duvarlarında görebilirsiniz.

Kürtler hakkında yazdığı kitaplarla tanınan, aslen Vanlı, yani Doğu Anadolu menşeli olan BENDER, ``halıcılık sanatında iki düğüm atma tekniği vardır: Doğu Anadolu`da başlangıçtan beri halılara atılan düğüme Gördes düğümü, İran`da dokunan halılardakine de Senneh* düğümü denir. Bilindiği gibi, Senneh İran`da bulunan bir Kürt yerleşim merkezidir. Senneh düğümü İran`da yaşayan Kürtler tarafından icat edilmiş ve zamanla halı imal eden bu ülkenin öbür yörelerine de yayılmıştır``-10- diyerek, Kürtlerin ``senneh`` ve ``Gördes`` düğümü kullandığını belirtir.

Ayrıca, BENDER, ``Kürt halıları geometrik desenli halılar ve çiçek-bitki desenli halılar olarak iki büyük grupta toplanır...``-11- diyerek bütün halı ve kilimler üzerindeki damgaları Kürtler ile açıklamaya çalışır; ancak, BENDER`in bu görüşü konu hakkında ilmî çalışmalar yapanların eserlerinde doğrulanmamaktadır. Dolayısıyla, Bender`in bu görüşü spekülatif değerden öte bir anlam taşımamaktadır.

BENDER`in, Kürtlerin her iki düğümü kullandığı ifadesi de gerçeği yansıtmamaktadır. Halı ve kilimler incelendiğinde tarihten beri Fars halılarında senneh-tek düğüm; Türk ve Kürt halılarında ise Gördes düğümü-çift düğüm kullanıldığı ortadadır. Türklerin ve Kürtlerin halı ve kilimlerinde genellikle hâkim unsur, geometrik-simetrik damgalardır. Buna karşılık, Farslar, halı ve kilimlerinde asimetrik damgalar, yani çiçek, bitki, kuş ve benzeri şekilleri kullanmışlardır. İran`da yaşayan Türkler ile Kürtler de, eskiden beri halı ve kilimlerinde Türk düğümü olan Gördes düğümünü ve geometrik damgaları kullanmışlar, hâlâda kullanmaktadırlar*.

Kürtler hakkında, 1953`te saha çalışmalarına dayalı doktora tezi yapan, özellikle Kafkasya Kürtleri hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan ARİSTOVA da, ``Irak, Türkiye, Suriye ve Kafkasya`da dokunan Kürt halılarında motif olarak sembolik hayvan figürleri (koçboynuzları, kare şekiller vb.) vardır; geometrik şekiller, battaniyelere özgüdür``-12- diyerek, Kürtlerin hiçbir zaman Fars damgaları kullanmadığına dikkati çeker. Yine ARİSTOVA, ``göçebe ve yarı göçebe Kürtlere ait halılar ile bazı Türk, İran ve Irak göçebelerine (örneğin Kaşgaylar, Afşarlar vb)* ait halılar arasında motif bakımından büyük benzerlikler vardır. Kürt halılarında, salt geometrik öğelerin yanı sıra, halkın günlük çalışma hayatını (hayvancılık, tarım, el işleri vb), tabiat olaylarını ve dinsel inanışlarını yansıtan öğeler de yer almaktadır``-13- diyerek Kürtlerdeki hâkim damgaların geometrik olduğunu belirtir.

BENDER, yukarıda belirttiğimiz kanıtsız ve kaynaksız görüşlerine ilave olarak daha büyük bir iddiada bulunmuştur. Bu iddiaya göre, halı ve kilimcilik, Kürtlere özgü bir sanattır. Bu iddiayı şu sözleriyle ifade etmiştir: ``Tanınmış halı bilginleri de halı ve kilim dokumacılığının Kürtler tarafından icat edildiğini, İranlılarla Türklerin bu sanatı sonradan Kürtlerden öğrendiklerini öne sürmektedirler... Halı ve kilimin vatanı Zağros yöresidir. İlk dönemlerde Kürtler, Mezopotamya`nın sazlık bölgelerinden kesip işledikleri sazlarla ilk dokuma örneklerini yerlere serdiler; ancak atın ehlileştirilmesinden sonra aynı halk yünden yapılmış keçe sanatını yarattı``-14-. Doğrusu bu iddia, akıl sağlığı ile uyumlu, bilimsel ölçütler ve yöntemler çerçevesinde açıklanabilir bir mahiyete sahip değildir.

Bilindiği gibi Kürt tarihi konusunda çalışan Kürtçü araştırmacılar, dilden hareketle, Kürtleri, Farsların bir boyu gibi kabul ederler. Bu doğru bir iddia olmasa da, varsayalım ki, doğrudur. O zaman, buradan bu iddia sahiplerine şu soruyu sormak gerekir: Kürtler, neden Farsların kullandığı damgaları ve düğümü değil de, bidayetten beri hep Türklerin damgalarını ve düğümlerini kullanmışlar ve kullanmaktadırlar? Ayrıca, Kürtlerde koçbaşlı mezar taşları ve balballar varken, Farslarda neden yoktur? Damgaların ve düğümlerin yaratıp günümüze çıkardığı birlikteliğin bu yönü, herkesin üzerinde düşünmesi icap eden ve kökleri oldukça derinlere inen önemli bir bulgudur.. Kardeşliğin ve birlikteliğin sırlı kapısı açıldıkça birleştirici bağların, ayrıştırıcılardan daha güçlü olduğu görülecektir. Ve damgaların dili, düğümlerin sırrı çözüldükçe, çift düğümün bir ayrılmaz kardeşliği ifade ettiği daha iyi anlaşılacaktır.

Atın, Türkler tarafından ehlileştirildiği konusu tarihçiler tarafından kabul edilen bir husustur. Bilindiği gibi at, Asya kökenli bir hayvan olup tekerlekle beraber M. Ö. 1600`larda Asya`dan Mısır`a getirilmiştir-15-. Türk ve Moğol tarihi hakkındaki çalışmalarıyla tanınan ROUX, at konusunda şunları söyler: ``Yoğun at yetiştiriciliği en yüksek noktasına Moğolistan`da erişmiştir. At yetiştiriciliği hemen hemen bütün bozkır ülkelerinde yaygın bir biçimde yapılmıştır;-16- ancak çöllerde, Batı Sibirya`da, Çin`de, Avrupa`da, Dicle, Fırat ve Nil vadisinde coğrafi şartlar at yetiştiriciliğine müsait olmadığı için bu bölgelerde at çok sonra görülmüştür``-17-.

Diğer yandan, halı ve kilim tarihi konusunda çalışan uzmanlar, halı ve kilim coğrafyasının İran`ın Fars bölgesi ve Türkistan olduğunu kabul eder; ancak, ilk halı, kilim örneklerinin Türkistan`da bulunması ve üzerlerindeki damgalar ile halıda kullanılan düğümlerin çift düğüm, yani Türk düğümü olması, halı ve kilimin vatanının Türkistan ve bu sanatın sahiplerinin de Türkler olduğuna işaret etmektedir.

Eskiden olduğu gibi bugün de İran`da birçok Türk ve Kürt grupları Farslarla beraber yaşamalarına rağmen halı ve kilimlerdeki hâkim damgalar, Fars damgaları olmayıp hepsi Türk damgalarıdır. Bu çalışmada yer alan halı ve kilimlerin fotoğraflarının hiç biri belli bir fikri dayatmak niyetiyle, kasten değil; aksine, tarihi kadim bir gerçeği yansıtmak üzere rastgele seçilmiştir. Sanırım sıradan seçilmiş halı ve kilim damgalarının bu fotoğraf koleksiyonu, konuyla ilgili olanlara yeterli bilgiyi verecek özelliktedir. Ayrıca bizim görüşlerimizi teyit eden yani Farsların ve İran`daki Kürtlerin halı, kilimlerinde kullandıkları damga ve şekiller konusunda daha zengin fotoğraf çeşitleriyle daha geniş bilgi veren çalışmalar da vardır-18-.

Türk ve Kürt damgalarının benzerden öte aynı olmaları; buna mukabil Slav ve Farslarınkinin farklı olması konuyla alakalı çok önemli ipuçları vermektedir. Bu kadar geniş bir alanda, insanların, iletişim araçlarının etkisinden bağımsız olarak aynı damgaları yüzyıllardan beri mezar taşlarına, iş ve eğlence yerlerine, halı ve kilimlerine işlemeleri, günlük hayatlarının bir parçası haline getirmeleri bir tesadüf değildir.

Dipnotlar:

1- MILLER, A., Doğu`nun Halı İşlemeciliği, Leningrad, 1924, s. 3, 6, 15.

2- MILLER, A., a.g.e., s. 22-23.

3- İNAN, A., Makaleler ve İncelemeler, Ankara,1991, Cilt II, s. 262.

4- İNAN, A., a.g.e., Cilt II, s. 263, 267.

5- RÁSONYI, Lydia, ``Türklerde Halacılık Terimleri ve Halıcılığın Menşei``, Türk Kültürü Dergisi, Sayı:103, s. 616.

6- VÁMBÉRY, A., Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi, İstanbul, 1993, s. 57.

7-YETKİN, Ş., ``Yurdumuzdaki Müzeler ve Camilerde Bulunan Değerli Halılar``, Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 4, s. 2.

-YETKİN, Ş., Türk Halı Sanatı, Ankara, 1991, s. 1-2.

- HAACK, H., Doğu Halıları (Çev: N. Görgünay), Ankara, 1975, s. 38.

- DIEZ, Ernst,  Türk Sanatı (Çeviren: Oktay ASLANAPA), İstanbul, 1955, s. 46.

8- DİYARBEKİRLİ, Nejat, ``İlk Türk Halısı``, I. Uluslararası Türk Folklor Semineri Bildirileri, Ankara, 1974, s. 263.

- TEKÇE, F., Pazırık, Ankara, 1993, s. 32-33.

9- DİYARBEKİRLİ, Nejat,  a.g.e., s. 267.

* Senne, sini.

10- BENDER, Cemşid, Kürt Tarihi ve Uygarlığı, İstanbul, 2000, s. 244.

11- BENDER, Cemşid, a.g.e., s. 242.

12-ARİSTOVA, Tatyana Feodorofna, Kürtlerin Maddi Kültürü-Geleneksel Kültür Birliği Sorunu (Çevirenler: İbrahim KALE - Arif KARA BAĞ), İstanbul, 2002, s. 181.

** Bilindiği gibi Kaşgaylar, Afşarlar Türk asıllı olup, Afşarlar yirmi dört Oğuz boyundan biridir.

13- ARİSTOVA, Tatyana Feodorofna, a.g.e., s. 184.

14- BENDER, Cemşid, a.g.e., s. 230-231.

15- MÜLAYİM, Selçuk, Bilim Olarak Sanat Tarihi-Aklın İzleri, İstanbul, 2006, s. 18.

16- ROUX, Jean Paul, Türklerin Tarihi Pasifik`ten Akdeniz`e 2000 Yıl, (Çev: G. Üstün) İstanbul, s. 89.

17- ROUX, Jean Paul, a.g.e., s. 89.

18- HULL, Alastair - BARNAD, Nicholas: Persian Kilims, Tahran, 1999.

- YASSAVALI, D. Javed: Persian Rugs And Carpets, Tahran, 2001.

- SOURESFAFİL, S, Na`in Carpet, Tahran, 1997.

- ASCHENBRENNER, Erich, Iranian Town &Village Carpets And Rugs, Tehran, 2005.

- AZADİ, S: Tribal And Village Rugs From Fars, Teran, 1992.

- TANAVOLİ, P., Rustic & Tribal Weaves Farom Waramin, Tahran, 2001.


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA