Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1251862
Bugün : 61
Elazığ ve Diyarbakır`da Oğuz Boylarından İki Beğdilli-Badıllı Köyü ve Kürt-Ekrad, Türk` Kavramları Hakkında Karşılaştırmalı Sosyoloji Çalışması

Mustafa AKSOY

Bilindiği gibi Türkçe yazılı belgelerde yirmi dört Oğuz boyundan birinin adı olan ``Baydili-Baydilli-Beydili-Beydilli``  kavramı ilk defa Kaşgarlı Mahmut`un eserinde ``Beg-Tili``; Reşid Ud Din ile Yazıcı Oğlu`da da  ``Boz-Oklar``a mensup olarak ``Beg-Dili``, ``Begdili``şeklinde ifade edilmiştir. Zamanla bu kavram bazı yazılı eserlerde ``Baydili-Baydilli-Beğdili-Beğdilü-Beğdilli-Beğdillü-Beydili-Beydilli-Badılı-Badıllı-Badilli` şeklinde de ifade edilmeye başlanmıştır. Bir kavramın niçin bu kadar ağız değişikliğine uğradığı şüphesiz herşeyden dilcilerin araştırma sahasına girer. Ancak dil ve tarih arşivi konusunda çalışmalar yapan arkadaşlarla yaptığımız fikir alış-verişine göre,  bizce bu farklılık kayıt tutanların dikkatsizliğinden ve yöreye göre ağız farklılaşmalarından dolayı olma ihtimali yüksektir. Adana`da konuşma dilinde ``k``lar sanki otomatik olarak ``g``ye dönüşür. Elazığ`da da ``Elazığ`` kavramı genellikle ``Elazı`` şeklinde veya ``ğ``ye vurgu yapılarak ifade edilir. Ayrıca ortak hece vokali Türkiye Türkçesinde düşme eğilimdedir. Bu nedenle Baydili`nin  ``Badılı``; Baydilli`nin de ``Badıllı`` olma ihtimali yüksektir.

Ziya Gökalp, Rıza Nur`un teklifi ile1921`de ``Kürk Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tekkikler`` olarak yayınlanan (Ziya Gökalp,1992) eserinde ``Carablus etrafında iki Türkmen aşireti vardır. Biri İlbeğli, diğeri Beğdili. Bunların her ikiside Türkmendirler...Bunlardan Beğdililer ihtiyarların eski hikayelerine ve ifadelerine göre  Yozgat taraflarından gelmişlerdir. Bunlar vaktiyle aşiret ve göçebe halinde orada yaşarlar. Hükümet tarafından görülen lüzum üzerine Kadıoğlu Yusuf Paşa bunların Rakka eyaletinde iskanlarına memur edilmiştir. Bu suretle seksen bin hane halkıyla buralara yerleşmişlerdir...Beğdili ve civarındaki Türkmenlerin dili Türkmen lehçesidir...Beğdili evvelce Barak ve Türkmen namlarıyla ikiye ayrılmışlardır...Beğdili oymakları bir takın zümrelere ayrılıryor. Bunlara `oba` dedikleri gibi, her zümrenin eski dedeleri namına nisbetle hususi adları da vardır. Ezcümle, yukarıda ismi geçen Abdurrezzaklı oymağının inkısam ettiği (bölündüğü) obalara büyük dedelerinin ismine nisbetle Çaprazlı, Tıryakili, Batmanlı, Mahmutlu denilmektedir`` (Ziya Gökalp, 1992: 91-93). Ziya Gökalp`e göre Siverek Diyarbakır arasındaki Karacadağ`da yaşayan ``Tükan-Tırkan`` (Kırmançca Türkmen demek) aşiretleri Beğdili boyundan olup anadillerini unutarak ``Kırmançca konuşmaya başlamışlardır Ziya Gökalp Şanlıurfa`daki ``Badilli`` aşiretininde aslen Türk olduklarını söylemekle beraber bunlarla ``Beğdili`` aşireti hakında bir ilişki kurmamıştır.Ancak ``Badilli``lerinde yirmi dört  Oğuz boyundan birinin adı olduğunu söyleyerek (Ziya Gökalp,1992: 96),  sanırız ``Beğdili`` kavramı yerine kullanmış olsa gerek. Çünkü bilindiği gibi Oğuzlar`da ``Badilli`` diye bir boy yoktur. Aynı anlayışı Eröz`de`de görürüz. Ona göre Kayseri`ye bağlı Sarız`da Türkçeyi unutmuş olan ve Kurmançca konuşan, Alevi cemaatlerinin oturuyor olması, konumuz bakımından üzerinde durulmaya değer bir hadisedir. Üstelik bunlara, ``Badıllı`` denir ki bu kelime Oğuz boylarından biri olan ``Beydili``nin bozulmuş şeklidir (Eröz, 1982: 19).

Sümer ``Beğdili``boyunu Hazar Ötesi Türkmenlerden sayarak, bunların Anadolu`ya Türk göçleriyle geldiklerini bilirtir. Anadolu`nun çeşitli bölgelerine dağılan ``Beğdililer``in bir kısmı yazın Sivas`a doğru, kışın ise Halep civarlarına yerleşrek hayatlarını devam ettirmişlerdir (Sümer, 1972: 153, 212). Sümer ``Boz-Ulus`` dan bahsederken Diyarbekir Türkmenleri ve Halep Türkmeni arasında ``Beğ-Dili`` oymağından da söz eder. (Sümer, 1972: 177). Beğdili boyu ``Kayı, Yazır, Avşar ve Eymür`` gibi ``Oğuz yabguları`` çıkaran boylar arasında sayılır (Sümer, 1972: 205). ``...XIV. yüzyılda Kuzey-Suriye`de yaşayan büyük Türkmen topluluğunun Boz-Ok kolunu başlıca üç boy,  yani Bayat, Avşar ve Beğ-Dili boyları teşkil ediyordu (Sümer, 1972: 223, 297). Beği-Dili`lerin bir özelliği de bir kısmının Safevi devletinin kuruluşuna katılmak için İran`a gitmiş olmalarıdır (Sümer, 1972: 297).        

Osmanlı Arşiv Belgelerinde `Beğdili-Beğdilü-Beğdilli-Beğdillü -Badıllı- Badilli`Aşiret, Oymak ve Cemaatleri   

  1. Ağdöğer: ``Rakka Eyaleti, Türkman Taifesinden, Ağdöğer Oymağı, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:56).
  2. Beğdili (Beğdilü), Beğdilli (Beğdillü): ``Sivas, Rakka, Kangal (Sivas), Adana, Halep, Taş Kazası (Teke Sancağı), Tarsus, Sis Sancağı (Adana Eyaleti), Ruha (Urfa), Trablus-u Şam Sancağı, Hama Sancağı, Türkman Taifesinden`` (Türkay, 1979:56).
  3. Uğurlu Şeyh Oğulları nam-ı diğer Şeyhlü: ``Ankara Sancağı, Kengıri Sancağı. Türkmen Taifesindendir. Uğurlu Şeyh Şeyh Oğulları nam-ı diğer Şeyhlü Aşireti, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:162) .
  4. Akkaş: ``Hamid Sancağı, Aksaray Sancağı, Nevşehir Kazası. Türkman Taifesindendir; Akkaş cemaati Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:189).
  5. Arab, Arablar, Arablı (Arablu): ``Sivas, Maraş, Diyarbakır Eyaleti, Menteşe Sancağı, Rakka Eyaleti, Anamur Kazası (İçel Sancağı), Adana, Edirne, Selanik Sancağı,  Çorum Sancağı, Koçhisar Kazası (Aksaray Sancağı), Mardin Kazası (Diyarbakır Eyaleti), Zülkadiriye Kazası (Meraş), Bozok, İçel Sancağı, Alaiye Sancağı, Düşenbe Kazası (Alaiye Sancağı), Mağnisa Kazası (Saruhan Sancağı), Alaşehir Kazası (Aydın Sancağı), Erzurum, Adana havalisi, Saruhan Sancağı, Hezargrad Kazası (Niğbolu Sancağı), Antalya, Kütahya, Hama, Hums Sancakları, Çıldır Eyaleti, Gelibolu Sancağı, Şehirköy Kazası (Paşa Sancağı), Siverek Sancağı, Karaman, Uzuncaabat Hasköy Kazası (Çirmen Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı), Aydın Sancağı, Adala Ovası (Saruhan Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas), Göynük Kazası, (Hudavendigar Sancağı), Hıns-ı Mansur Kazası,        (Malatya Sancağı), Malatya Sancağı, Arapgir Sancağı (Sivas Eyaleti), Divriğ Sancağı (Sivas Eyaleti), Kars Eyaleti, Uluborlu ve Gönen Kazası (Hamid Sancağı), Ürgüp Kazası (Niğde Sancağı); Konar-Göçer Türkman Yörükan Taifesinden. Beğdili Aşiretinden olup Araplar Cemaatı, İçel Sancağında iskan olunmuştur`` (Türkay, 1979:204).
  6. Arablıibrahim (Arabluibrahim): ``Niğde, Halep, Ankara, Kengiri, Rakka Sancakları; Türkman Taifesinden. Arablıibrahim Cemaatı, Beğdilü Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:205).
  7. Arablımersin (Arablumersin): ``Niğde Sancağı; Türkman Taifesinden. Arablımersin Cemaati, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:205) .
  8. Beğdili (Beğdilü-Beğdilli-Beğdillü): ``Halep Eyaleti, Yeni İl Kazası, Rakka Eyaleti, Gülnar Kazası (İçel), Adana, Kırşehir, Canik, Karaman Sancakları, Danişmedli Kazası (Bolu Sancağı), Viran Şehri Kazası (Bolu Sancağı), Sivas, Çıldır, Kars Eyaletleri.  Konar-Göçer Türkman Taifesinden`` (Türkay, 1979:235).
  9. Beğmşli (Beğmişlü): ``Sivas, Rakka, Karahisar-ı Şarki Sancakları, Behisni Kazası (Malatya Sancağı),  Deyr-i ruhye ve Selemiye Sancakları (Rakka Eyaleti), Hama Sancağı (Trablus-u Şam Eyaleti), Yeni-İl Kazası (Sivas Sancağı). Türkman Taifesinden. Beğmişli Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:237).
  10.  Burak, Buraklı (Buraklu, Burak maa Çağıradak): ``Kars-ı Meraş Sancağı (Meraş Eyaleti), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı),  Menbüc Kazası (Rakka Eyaleti), Haran Nahiyesi (Rakka), Sivas, Halep, Rakka Eyaleti, Tokat Kazası (Sivas Sancağı), Kete Kazası (Hudavendigar Sancağı), Adana , Tarsus, Sis, Karahisar-ı Şarki Sancakları, Timurhisarı Kazası (Siroz Sancağı), Yüreğir ve Sarıçam Kazaları (Adana Sancağı), Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti). Türkman Yörükanı Taifesinden. Buraklı Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:260).
  11.  Cece, Ceceli (Cecelü), (Çeçeli?Çeçelü): ``Çorum, Rakka, Aksaray Sancakları, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Adana, Halep Eyaletleri, Gülnar Kazası (İçel Sancağı), Kengiri, Niğde, Aksaray, Katar Kazası (Çorum Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı), Eyübeli Kazası (Aksaray Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Ceceli (Çeçeli) Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:270-271).
  12.  Cihanbeğli (Cihanbeğlü), (Canbeğli, Cihanbeğlü) nam-ı diğer Yedi boy: ``Haymana Kazası (Ankara Sancağı) Harpırt (Harput) Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Kengıri, Çorum, Kütahya, Arabgir Sancakları, Diyarbekir, Rakka, Meraş Eyaletleri, Ankara Sancağı, Bozok Eyaleti, Tokad Kazası (Sivas Sancağı), Eğin Kazası Arapgir Sancağı), Koçkirli Sancağı (Bozok Eyaleti), Hıns-ı Mansur Kazası (Malatya  Sancağı), Kırşehri Sancağı, Kars, Çıldır, Sivas Eyaleti, Çerkeş Kazası (Kengıri Sancağı), Malatya Sancağı, Erzurum Eyaleti, Kahta Kazası (Malatya Sancağı), Çermik Sancağı (Diyarbekir Eyaleti). Konar-Göçer Türkman Ekradı Taifesinden. Cihanbeğli (Canbeğli) Cemaati, Beğdili Aşiretindendir. Cihanbeğlü Cemaatı, Kütahya Sancağında vaki Sarısu ve Karaçam nam mahallelerinde iskan ettirilmiştir. Nam-ı diğer Yediboy Cemaatidir`` (Türkay, 1979:276).
  13.  Cırık, Cırıklı (Cırıklu): ``Rakka Eyaleti, Selmanlu-i Kebir Kazası (Bozok Sancağı), Anamur Kazası (İçel Sancağı), Düşünbe Kazası (Alaiye Sancağı), Adana Sancağı, Kars-ı Meraş ve Alaiye Sancakları. Türkman Taifesinden. Cırıklı Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:279).
  14.  Dengiz, Dengizli (Dengilü), Dengüz, Dengüzlü, Dangizler (Denizli, Denizlü, nam-ı diğer Kara Koğa) Denizler: ``Budaközü Kazası, (Bozok Sancağı), Kütahya, Adana, Meraş, Sivas, Arabgir, Selanik, Halep ve Rakka Sancakları, Zülkadriye Kazası, Denizli, Balkan Kazaları (Kütahya Sancağı), Mangalya Kazası (Silistre Sancağı), Gümülcine, Yenice-i Karasu Kazaları (Paşa Sancağı). Yörükan Taifesinden. Degizli (Denizli) Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:319-320).
  15.  Diger Döğer: ``Rakka Eyaleti, Siverek ve Çemişgezek  Sancakları, Adana Sis ve Karahisr-ı Sahib Sancakları. Türkman Taifesinden. Diğer Döğer Cemaatı, Beğdili Aşiretinden`` (Türkay, 1979:325-326).
  16.  Dilmek, Dimlekli (Dimleklü), (Dimekli, Dimeklü): ``Rakka, Erzurum Kars, Ahıska, Sivas, Malatya, Arabgir, Divriği, Diyarbekir, Bozok, Karaman, Kütahya, Aydın, Saruhan, Halep, Hama, ve Hums Sancakları. Türkman Taifesindendir. Dimlekli  Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:329).
  17. Döğer, Döğerli (Döğerlü), Döğerler: Rakka, Karahisar-ı Sahib, Çemişgezek, Karaman, Sivererek, Adana, Sis, Sivas, Menteşe, Halep, Aydın, Meraş, ve Diyarbekir Sancakları, Alacahanı mevkii (Kangal Kazasında). Türkman Ekradı Taifesinden. Döğerli Cemaatı, 150 hane olup, Beğdili Aşiretine tabidir.
  18.  Elbeğli (Elbeğlü, İlbeğli, İlbeğlü, Meraş İlbeğlüsü): ``Birecik Kazası( Biret-ül Fırat Sancağı), Halep, Sivas, Rakka, Kilis, Meraş, Ayıntap, Adana Sancakları, Merzifon Kazası (Amasya Sancağı), Zile, Yüzde Pare, Tokat Kazaları (Sivas Sancağı). Türkman Taifesinden. Beğdili Aşiretine tabi olan Elibeğlü (İlbeğlü) cemaati, göçebe taiafesinden olmayup, zer`ve ve hars ile meşgul olurlardı. Tokat Voyvodalığı aklamından Sivas`da sakin İlbeğli Kabilesi 39 adet ma`mur kışlak ve 14 aded hali kışlakda sakin idiler``(Türkay, 1979:346).
  19.  Gündeş, Gündeşli (Gündeşlü, Günldeşli, Güldeşlü): ``Aydın, Saruhan, Kengıri, Menteşe, Meraş, Halep, Rakka, Erzurum, Kars, Ahıska, Çıldır, Sivas,  Kırşehri, Teke Sancakları, Akhisar Kazası (Saruhan Sancağı), Sındırgı Kazası, (Karesi Sancağı), İblasa, Malkara ve Keşan Kazaları (Gelibolu Sancağı), Marmara-i AydınKazası (Saruhan Sancağı), Yeni İl Kazası ( Sivas Sancağı),  Evreşe Kazası (Gelibılu Sancağı), Alaşehir Kazası (Aydın Sancağı), Güzelhisar , Mangnisa Kazaları (Saruhan Sancağı), Eşme Kazası (Kütahya Sancağı). Konar-Göçer Türkman Yörükan Taifesinden. Beğdili Aşiretine tabi olan Gündeşli (Gündaşlı) Cemaatı, konar- göçer makulesinden olmağla, tekalif-i örfiye ve şakka`dan muaf ve müsellemdir`` ``(Türkay, 1979:385). 
  20. Kadiri, Kadirli (Kadirlü, Kadiroğlu), Kadirili (Kadrilü): ``Rakka, Niğde, Arabgir, Divriği, Sivas, Malatya, Hama, Ana, Hums Sancakları, Selmanlu-i Sağir Kazası (Bozok Sancağı), Kırşehri Sancağı. Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kadirli Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir. Kadiroğlu Cemaatı, Bozok Livası dahilinde Selmanlu-i Sağir kazasında vaki Karagöl karyesine iskan olunmuştur. Mezkur cemaat, Kafirkıran Cemaatı içindedir`` (Türkay, 1979:449).
  21.  Karaşeyh, Karaşeyhler (Karaşeyhli, Karaşeyhlü, Karaşeyhli Avşarı, Karaşıh): ``Sivas, Meraş, Diyarbekir, Kütahya, Saruhan, Kraman, Haleb, Rakka, Niğde, Arabgir,  Divriğ, Malatya, Kengıri, Kilis, Ankara , Aydın, Hama, ve Hums Sancakları, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Hıns-ı Mansur Kazası ( Malatya  Sancağı), Şiran Kazası (Erzurum Eyaleti), Selmanlu-i Kebir Kazası Kırşehri Sancağı. Türkman Taifesindendir. Karaşeyhli (Karaşıhlı) Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir`` ``(Türkay, 1979:486).
  22. Kasım, Kasımlar (Kasımlı, Kasımlu): ``Rakka, Halep Eyaletleri, Alacahan mevkii (Sivas Sancağının Kangal Kazasında), Kargı Kazası Kengıri Sancağı), Manğnisa  Kazası (Saruhan Sancağı). Türkman Taifesinden. Kasım Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:494).
  23. Kayas, Kayaslar, Kayaslı (Kayaslu): ``Rakka, Aksaray, Niğde Sancakları, Koçhisar Kazası (Aksaray Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinde. Kayas Cemaati, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:500).
  24. Kılıçbeğli (Kılıcbeğlü): ``Rakka, Erzurum, Kars, Ahıska ve Meraş Sancakları. Türkman Taifesinden. Beğdili Aşiretinden olan Kılıçbeğli Cemaati, bahatt-ı hümayun Rakka havalisine iskan olunmuşdur`` (Türkay, 1979:515).
  25. Kızılkoyunlu: ``Rakka, Karaman, Kırşehir Sancakları, Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Bolvadin Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Şam Havalisi,  Ankara civarı, Irak Sabanca ve İznikmid Kazaları (Koceeli Sancağı), Ayazmend Kazası (Karasi Sancağı), Bergama Kazası (Hudavendiğar Sancağı), Mağnisa Kazası   (Saruhan Sancağı), Süleymanlı Kazası (Kırşehri Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı). Konar-Göçer Türkman Ekradı Taifesinden. Beğdili Aşiretinden olan Kızılkoyunlu Cemaatı, senevi 300 guruş mal ile Ekrad-ı Lekvanik mukataası tevbiindendir`` (Türkay, 1979:527).
  26. Kömec, Kömenc, Könec (Kömecli, Kömeclü, Gömec, Gömecli, Gömeclü): ``Rakka Eyaleti, Mağnisa Kazası (Sruhan Sancağı). Türkman Taifesinden. Kömecli (Gömecli) Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir. (Türkay, 1979:539).
  27. Mirza: ``Rakka ve Halep Eyaletleri, Alacahan mevkii (Kangal Kazasında. Türkman Taifesinden. Mirza Cemaat, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:588).
  28. Perdeltacirlisi (Perdeltecirlisi): ``Rakka, Birecik, Erzurum, Kırşehri, Bozok, Sivas, Karaman ve Diyarbakır Sancakları, Havran Ovası (Halep Eyaletinde). Türkman Taifesinden. Perdal tacirlisi (Pardal tecerlisi) Cemaatı, Beğdili Türkman Aşiretindendir. 150 hane olan cemaat-ı mezbure, Ruha (Urfa) ile Birecik beyninde vaki (Çarmelik)  hanında iskan ve zer ve hars ile meşgul iken, 120 senesinde firar ve Erzurum tarafına gidüp ve mirileri Rakka tarafından tahsil olunur iken, ahara malikhane olmağla, bu tarafda bakiyesi yanlarına gitmişlerdir. Elyevm Kırşehri ve Bozok tarafında olurlar, deyu tahrir olunmuş`` (Türkay, 1979:626-627).
  29. Tecerli-i Pardal (Tecerlü-i Pardal): ``Karaman, Sıvas, Kışehri, Bozok ve Rakka Sancakları. Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Tecerli-i Pardal Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:717).
  30. Ulaş, Ulaşlı (Ulaşlu, Ulaşfakih) Ulaşlar: ``Adana, Meraş, Haleb, Karahisar-ı Şarki ve Rakka Sancakları, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Ordu Kazası (Karahisar-ı Şarki Sancağı), Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti), Çatalca Kazası (Hahsa-i İstanbul Sancağı), Diyarbekir Eyaleti, Yalakabad Kazası (Kocaeli Sancağı), Rumkal`a Kazası (Rakka Eyaleti). Türkman Yörükan Taifesindenden. Beğdili Türkman Aşiretinden olan olan Ulaş (Ulaşlı) Cemaatı, Çukurova`da  Kurtkulağı ile Burnaz Köprüsü mabeyninde vaki, Karaküfiler nam mahalle iva ve iskan etdirilmeleri içün, Divan-ı hümayun`dan emr-i Şerifi tahrir olunmuşdur``  (Türkay, 1979:746).
  31. Yadigarlar, Yadigarlı: (Yadiğarlu): ``Rakka, Niğde, Sivas, Kütahya, Aydın, Saruhan, Karaman, Halep, Hama, ve Hums Sancakları, Avunya Kazası (Biga Sancağı), Keskin Kazası (Kırşehri Sancağı). Türkman Taifesinden. Yadigarlı Cemaatı, Beğdili Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:758-759).
  32. Badılı (Badılu), Badili (Badilü), Badilli, Badillü, Badilliler, Badili Ekradı, Badili Kürdü: ``İskilip Kazası (Çorum Sancağı), Adana, Çermük Kazası (Diyarbekir Sancağı),  Diyarbakır, Sivas, Erzurum, Meraş, Ergani Kazası,  Rakka, Mardim, Kars-ı Meraş Sancağı, Timurcu Kazası (Saruhan Sancağı), Çıldır Eyaleti, Haran Kazası, (Rakka Sancağı), Aydın Saruhan Sancakları, Karahisar-ı Şarki, Kütahya Sancakları, Koyulhisar Kazası (Karahisar-ı Şarki Sancağı), Gelibolu, Ankara Kocaeli, Rumeli, Çatalca Kazası, Yenice (Paşa Sancağı), Kemeh Kazası (Erzurum Sancağı), Bayezid Sancağı (Erzurum Eyaleti), Kars Eyaleti, Pasinler Kazası (Erzurum Sancağı), Urfa ve Trablus-u Şam civarı, Florina Kazası (Paşa Sancağı), Tire Kazası (İzmir Sancağı). Konar-Göçer Türkman Ekradı Taifesinden. Merdisi Aşiretine tabi olan Badili ve Modanlu Cemaatlarının Eyalet-i Erzurum ve Kars ve Çıldır tarafları yaylalığa varub gelmeleri mütadları idi. Mahal-i İskanda Kırk kadar evleri vardı`` (Türkay, 1979:218-219).
  33. Badılı İsmail: ``Rakka, Erzurum, Kars, Çıldır, Göle Sancakları`` (Türkay, 1979:494).
  34. Ekrad-ı Badili (Ekrad-ı Badillü), (Ekrad-ı Badilli, Ekrad-ı Badillü): ``Sivas, Kütahya, Aydın, Erzurum, Kars, Çıldır Sancakları. Ekrad Taifesinden`` (Türkay, 1979:346).
  35. Badılı Cemokanlı: Yenice-i Karasu Kazası (Paşa Sancağı), Gümülcine Kazası (Paşa sancağı). Ekrad Taifesinden`` (Türkay, 1979:23).
  36. Badili (Badilü), Badilli (Badillü), Badılı (Badılu), Badıllı (Badıllu): İskilip Kazası (Çorum Sancağı), Adana, Sivas, Çermik (Diyarbekir), Erzurum, Meraş Ergani (Diyarbekir) Çıldır, Kars, Rakka, Edirne, Malkara (Gelibolu), Timurcu (Saruhan), Haran Kazası (Rakka), Aydın Saruhan, Birecik Kazası (Rakka), Trablus-u Şam civarı, Ruha (Urfa), Canik Sancağı (Samsun), Erzincan civarı, Akhisar-ı Geyve Kazası (Kocaeli Sancağı), Keşan ve İpsala Kazaları (Gelibolu Sancağı), Mardin, Şiran, Gümüşhane ve Kelkit Kazaları (Erzurum Eyaleti), Ankara Sancağı, Karahisar-ı Şarki Sancağı. Konar-Göçer Türkman Ekradı Taifesinden. Badılı Aşiretinin iskan yerleri, Çatalca ve İpsala ve Gümülcüne ve Yenice ve Firecik ve Kocaeli ve Hüdavendigar ve Biga ve Karesi Sancakları idi. Halen Ruha (Urfa)nın Karaköprü mevkiinde meskundur`` (Türkay, 1979:52).
  37. Rişvanlı (Rişvanlu), (İrişvanlı, İrişvanlu): ``Kastamöni, Bozok, Kayseriyye, Birecik, Şam, Tarablus-u Şam, Kilis Ayıntab, Meraş, Rakka, Sivas, Çorum, Erzurum, Kars ve Çıldır Sancakları, Ankara havalisi, Halep civarı, Osmancık ve İskilip Kazaları (Çorum Sancağı), Kuruçay Kazası (erzurum Sancağı), Behisni ve Hıns-ı Mansur Kazaları (Malatya Sancağı), Zile Kazası (Sivas Sancağı), A`zaz Kazası (Halep Eyaleti). Konar-Göçer Türkman Ekradı Taifesinden. Rişvanlı Cemaatı, Badılı (Badili) Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:636).
  38. Yadbadılı (Yadbadılu): Erzurum, Kars, Çıldır ve Rakka Eyaletleri. Konar-Göçer Türkman Taifesindenden`` (Türkay, 1979:758).

Yukarıdaki arşiv belgelerde ``Beğdili-Beğdilü-Beğdilli-Beğdillü -Badıllı- Badilli`` ler hakkında  otuz sekiz (38) belgenin on sekizinde (18) inde  ``Türkmen Taifesi`` kullanılmıştır. Altı (6) belgede  ``Konar-Göçer Türkman Taifesi``, beş (5) belgede ``Konar-Göçer Türkman Ekradı Taifesi``, iki (2) belgede ``Türkmanı Yörükan``, iki (2) belgede ``Konar-Göçer Türkman Yörükan Taifesi``, bir (1) belgede ``Yörükan Taifesi``,  bir (1)  belgede ``Türkman Ekradı``, iki (2) belgede ise ``Ekrad Taifesi`` kavramı kullanılmış olup, bir (1) belgede ise aşiretin bağlı olduğu taife belirtilmemiştir.

Yazar bu belgelerin tarihleri hakkında bilgi vermediği gibi kavramların niçin farklı kullanıldığı hakkında da bilgi vermemiştir. Diğer yandan yaptığız çalışmalarda bu kitap hakkında kullanılan kavramların niçin farklı kullanıldıkları hakkında tarihçilerin yaptıkları çalışmalara rastlanmamıştır (Belki dikkatimizden kaçan belgeler olabilir.). Dolayısı ile aynı aşiretler hakkında niçin bazı belgelerde ``Türkman, Konar-Göçer Türkman Taifesi, Konar-Göçer Türkman Yörükan Taifesi, Türkmen Ekradı ve Ekrad`` kavramlarının kullanıldığı açık değildir.

Balıkesir`in Edremit ilçesinde ve bazı köylerinde yaptığımız araştırmalara göre ``Türkmen`` kavramı Alevi anlamında kullanılır. Yani bir insan ben Türkmenim diyorsa Alevi olduğunu vurguluyordur. Başka tabirle Edremit`te bir insana Alevimisiniz diye sorduğunuzda evet Türkmenim der.

 Bir yerde ``Yörük`` başka bir yerde ise ``Konar-Göçer`` kavramının da kullanılması açık değildir. Yani niçin bir yerde ``Yörük`` başka bir yerde ise ``Konar-Göçer`` kavramı kullanılmıştır?Bu konuda en geniş bilgiyi Sümer`in çalışmasında görmek mümkün. O`na göre ``tam göçebe hayatı geçiren başlıca iki topluluk vardı: ``XVI. yüzyılda tam göçebe hayatı geçiren başlıca iki topluluk vardı: Bunlardan biri Halep bölgesinde yaşayan ve yazın Uzun-Yayla ile Sivas`ın güney taraflarına çıkan Halep Türkmenler`i, digeğeri de Boz-Ulus olup, Mardin`in güneyinde, Fırat kıyılarında kışlamakta ve Erzurum-Erzincan arasında yaylamakta idi`` (Sümer, 1972: 173).

Gökalp, Yörük hakkında  ``Yörükler, Cemalettin Herzamşah ile gelmiş olan Türkmenler`dir`` (Gökalp, 1976: 37) der. Eröz ise Anadolu`daki Türk aşiretlerini ``Yörük-Türkmen`` olarak isimlendirir``. Ayrıca ``... (Türkmen) kelimesinin (yörük) kelimesi gibi, göçebeliği, konar-göçer Türk boylarının hayat tarzını ifade eden bir isim olduğunu düşünüyoruz`` diyerek ``Yörük`` ile ``Türkmen`` kelimesinin aynı etnik grubu ifade ettiğini belirtir (Eröz, 199: 15, 20, 23). Yörük kavramı hakkında da Eröz ``Yörük: (Yörümek) fiilinden yapılma, Anadolu`ya gelip Yurt tutan göçebe oğuz boylarını (Türkmenleri) ifade eden bir kelimedir`` (Eröz, 1991: 20) der. Eröz bir başka çalışmasında da ``...göçebe Türklerin bir kolu olan göçebe Türkmenler `Beğlik ve asaletin göçebelik ve Türkmenlikte olduğu, şehirlere yerleşenlerin ilinin ve boyunun belli olamayacağı` inancı ve kendilerinin yerleşik halktan asil oldukları fikriyle yerleşmeyi pek arzu etmiyorlardı`` (Eröz, 1966:5)der. Ayrıca Eröz`e göre ``göçebeliğe devam edenler, yerleşik ve yarı göçebe Türkmenlerden kendilerini ayırt etmek için olsa gerek (Yörük) adını aldılar`` (Eröz, 1966:5).

Köprülü  ``Türkmen lafzı, Oğuzlara bilhassa İslamiyetten sonra verilmiş ?iştikak manası henüz kat`i surette halledilememiş- bir ünvandır`` (Köprülü, ty:134)der. Ayrıca  ``...Türkmenlerden bahseden ilk İslam müellifi El-Mukaddesi (X.asrın 2. yarısı) onları İslamiyeti kabul etmiş kütleler olarak göstermişti`` (Eröz, 199:18).

Gezisine 28 Mart 1863 yılında Tahran`dan hareket ederek Hive, Buhara, Semerkant, Herat`tan sonra tekrar Tanran`a dönerek bir yılda tamamlayan Vembery bugünkü Türkmenistan Türkleri hakkında şunları ifade eder: ``...Türkmen sözcüğüyle `saf Türk` anlamı anlatılmak isteniyor... Türkmenler sekiz halka bölünmüştür. Her halk kendi içinde birkaç oymağa, oymaklar da `tir` denilen aşiretlere ayrılmışlardır...Türkmenlerin yaşadıkları ülkeye Turan adı verilir. Yerli bilginlerin verdikleri bilgilere güvenilecek olursa, bu Yörükler esas olarak kuzeyden, yani Mankışlak yöresinden gelmişler`` (Vambery, 1993: 47, 49) dir.

Kaşgarlı Mahmut`ta ``Türkmen: Bunlar Oğuzlardır`` (K. Mahmut, 1986:412) der. Kafesoğlu ise ``XI. Asır ortalarında, Yakın Doğu`da Büyük Selçuklu İmparatorluğu kurmak suretiyle Ortaçağ tarihinde çok ehemmiyetli bir rol oynamış olan Türk kabilelerine `Oğuz` yanında `Türkmen` de denilmektedir... Orta Doğu kaynaklarında `Türkmen`den daha ziyade Oğuzların kastedildiğini görüyoruz. Oğuzların Kınık boyuna mensup Selçukluları kaynaklarımızda `Türkmen` diye gösterilmiştir. İlk defa Seçuklulardan bahseden farsça eserler hep böyledir``  (Kafesoğlu, 1958: 120, 132) der. Ayrıca Kafesoğlu Fars ve Arap tarihçilerin Oğuzlar için ``Türkmen`` kavramını kullandıklarını çeşitli eserlere atıf yaparak açıkladıktan sonra Bartholl gibi ``Türkmen`` kavramının kaynağı, ilk defa ne zaman kullanıldığı ve yapısının yeterince aydınlatılamamış olduğunu belirtir (Kafesoğlu, 122?128). Bu ifadelere rağmen Kafesoğlu çalışmasının sonunda ``Türkmen`` kavramının ``Karluklular`` tarafından siyasi bir anlamda kullanıldığını ifade eder (Kafesoğlu, 1958: 131?132). Kafesoğlu yukarıdaki fikirlerini son çalışmalarından birinde de teyit edercesine ``Oğuzlar, umumi `Türk` adının yanında, yine siyasi bir isimlendirme olarak `Türkmen` adını da taşıyorlardı ki, müslüman ülkelerine geldikten sonra İslam kaynaklarında bu isimle anılmışlardır`` (Kafesoğlu, 1998: 154) der.

Sümer ise Kafesoğlu`ndan farklı bir yaklaşımla Türkmen kavramı hakkında şunları yazar: ``X. Yüzyılda Talas vadisinde `Türkmen` adını taşıyan bir kavim vardı ki, bunların İslamiyeti kabul eden ilk Türk kavmi olduğu anlaşılıyor. Oğuzlar`dan ayrı bir kavim olan bu Türkmenler`inde On-Oklar`ın kalıntılarından olması pek muhtemeldir... X. yüzyılda Balasagun ile Taraz`ın takriben 100 mil doğusundaki Mirki kasabası arasında, Türkmen adlı bir kavim yaşıyordu. Mukaddesi`de Müslüman olmuş tek Türk kavmi olarak bu Türkmenler zikredilir. Aynı müellif Sabran sınır şehrinden bahsederken ve diğer vesilelerle Oğuzlar`a (el Guzz) ayrıca işaret eder ve onların Müslüman olduklarını söylemez. Böylece bu Türkmenler`in Oğuzlar`dan tamamen ayrı bir kavmi teşekkül olduğu görülüyor... Müslüman Oğuzlar`a Türkmen adının verilmesi de bu kavim ile ilgilidir...`` (Sümer, 1972:13,28?30).

Osmanlı Arşiv Belgelerinde `Ekrad, Kürd, Türkman ve Yörükan` Kavramları Hakkında Bazı Örnekler

  1. Ekrad: ``Gölpazarı Kazası (Hudavendiğar Sancağı), Bursa`` (Türkay, 1979:78).
  2. Edrad-ı Çorum: Çorum, Kengıri Sancakları, Karaman Eyaleti. Türkman Taifesinden`` (Türkay, 1979:78).
  3. Türkmanan-ı Bozulus: ``Ankara Sancağı, Aydın Sancağı. Türkman Taifesinden`` (Türkay, 1979:743).
  4. Türkman-ı Halep: ``Rakka Eyaleti, Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı). Türkman Taifesinden`` (Türkay, 1979:743).
  5. Türkmanlar, Türkmanlı (Türkmanlu), (Türkman): ``Kütahya ve Hudavendigar Sancakları, Gölpazarı ve Bayramic Kazaları (Hudavendigar Sancağı), Çorlu Kazası (Vize Sancağı), Sabanca Kazası (Kocaeli Sancağı), Sinob Kazası (Kastamöni Sancağı). Yörükan Taifesinden`` (Türkay, 1979743:).
  6. Türkman, Türkmanlı (Türkmanlu): ``Ankara Sancağı, Finike Kazası (Teke Sancağı), Çorlu Kazası (Vize Sancağı), Ereğli Kazası (Vize Sancağı). Türkman Taifesinden`` (Türkay, 1979:162).
  7. Ekrad-ı Milli: ``Rakka ve Diyarbekir Sancakları. Edrad Taifesinden`` (Türkay, 1979:78).
  8. Hacılar Ekradı (Hacılar Kürdü): ``Meraş, Karaman, Adana, Rakka, Zülkadriye Kazası (Kars-ı Meraş Sancağı), Develi, Kadınhanı Kazası (Konya Sancağı), Bozok Sancağı. Türkman Taifesinden. Hacılar Edradı (Hacılar Kürdü) Aşireti, Bozulus Türkman Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:85).
  9. Karakürd, Karakürdlü: ``Adana, Aydın, Kütahya, Konya Sancakları, İzmir Kazası (Sığla Sancağı), Rakka ve Kırşehri Sancakları, Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı). Yörükan Taifesinden`` (Türkay, 1979:479).
  10. Karaca Kürd (Karaca Yurd), (Karaca Kürdlü), (Karacayurdlu): ``Kocaeli Sancağı, Geyve Kazası (Kocaeli), Taraklı Kazası (Kocaeli), Karaman Eyaleti, Danişmedli Kazası (Karacahisar-ı Sahib Sancağı), Sivas, Kırşehri, Nevşehir, Eyübeli Kazası (Aksaray Sancağı), Kızılırmağın öte yakasında Kızıöz erazisi. Konar-Göçer Türkman Taifesinden`` (Türkay, 1979:97).
  11. Karacakürd (Karacayurd), Karaca Kürd: ``Karahisar-ı Sahib Sancağı, Kırşehri Sancağı, Niğde Sancağı, Hamid (Isparta) Sancağı, Kayseriyye, Kütahya, Aksaray Sancağı, Hacıbektaş Kazası (Kırşehri Sancağı), Nevşehir (Niğde Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Karaca Kürd Oymağı, Boynuinceli Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:32).
  12. Karacakürd, Karacakürdlü (Karakürd, Karakürdlü,Karacayurd, Karacakürd namı diğer Bespan): ``Kırşehri, Kayseriyye, Sivas, Aksaray, Kocaeli, Niğde Sancakları, Danişmendli Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Nevşehir Kazası (Niğde Sancağı), Hacıbektaş Kazası (Kırşehri Sancağı), Geyve Kazası (Kocaeli Sancağı), Taraklı Kazası (hudavendigar Sancağı), Arabsun Kazası (Niğde Sancağı), Mucur Kazası (Kırşehri Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Karacakürd Cemaatı, Danişmendli Aşiretindendir. Nevşehir`de İskan edilmişlerdir`` (Türkay, 1979:463).
  13. Kürd, Kürdler: ``Karaman Eyaleti, Teke Sancağı, Alaiye Sancağı, Manavgat Kazası (Alaiye Sancağı), Kaş Kazası (Teke Sancağı), Durağan Kazası (Kastamonu Sancağı), Altıntaş (Kütahya). Türkman Ekradı Yörükanı Taifesinden`` (Türkay, 1979:113).
  14. Kürd, Kürdler nam-ı diğer Hacıbeğ, Kürdi nam-ı Diğer Murtana, Kürdiler, Kürdili, (Kürdilü, Kürdlü, Kürdülü): ``Sığla Sancağı, Şabanözü Kazası (Çankırı Samcağı), Zor Eyaleti, Musul, Teke, Siverek, Adana, Amasya, Diyardekir, Kars-ı Meraş, Karahisar-ı Şarki ve Rakka Sancakları, Edirne ve Dimetoka Kazaları (Paşa Sancağı), Hıns-ı Keyf Sancağı (Diyarbekir Eyaleti), Van Vilayeti, Geldiklan Kazası (Amasya Sancağı), Ordu Kazası (Karahisar-ı Şarki Sancağı), Günyüzü Kazası (Hudavendiğar Sancağı),  Tire Kazası (İzmir Sancağı), Kaşaklı Kazası (Beğşehri Sancağı), Bor ve Nevşehir maa Ürgüb Kazaları (Niğde Sancağı), Ökse Kazası (Canik Sancağı), Yüreğir Kazası (Adana Sancağı), Kurşunlu Kazası (Kengıri Sancağı), Ab-ı Tahir Kazası (Diyarbekir Sancağı). Türkman Ekradı Yörükanı Taifesinden`` (Türkay, 1979:564-565).
  15. Kürmanc: Adana Eyaleti. ``Yörükan Taifesinden`` (Türkay, 1979:567).
  16. Kermic, Kerminc (Kürmanc): Saruhan Sancağının Adala Ovasında, Aydın Sancağı. Konar-Göçer Yörükan Taifesinden. Kürmanc Cemaatı, Bozulus Türkman Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:508).
  17. Kirmanc (Kürmanc), (Kirmanca, Kürmanca), (Kirmac, Kürmac): ``Adana, Aydın, Kütahya ve Ankara Sancakları, Akhisar, Marmara, Timurcu ve Adala Kazası (Saruhan Sancağı), Eşme ve Kula Kazaları (Kütahya Sancağı), Alaşehir Kazası (Aydın Kazası (aydın Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kürmanc Cemaatı, Bozulus Türkman Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:513).
  18. Kürdcü: ``İçel ve Meraş Sancakları. Türkman Taifesinden`` (Türkay, 1979:565).
  19. Kürdikan, Kürdikanlı (Kürdikanlu, Kürtkanlı): ``Suruç Kazası Rakka Eyaleti), Rakka Sancağı- Ruha (Urfa) Sancağı. Kürdikanlı Cemaatı, Bozulus Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:565).
  20. Kürdismail nam-ı diger Kurdsöğüd: ``Diyarbakır Vilayeti. Türkman Taifesinden`` (Türkay, 1979:565).
  21. Saruçiçek (Sarıçiçek), (Sarıçiçek Ekradı): Budaközü Kazası (Bozok Sancağı), Diyarbakır Eyaleti`` (Türkay, 1979:652).
  22. Şerefli (Şereflü), Şerefli Türkmanı, (Şerefli Kürdü, Şerifli Kürdü), (Şeref): ``Sivas, Meraş, Bozok, Kırşehri, Kayseriyye, Diyarbekir, Konya, Aksaray, Rakka, Hums, Ankara, Akşehir, Karaman, Halep, Bayburt, Kütahya, Aydın, İzmir ve Adana Sancakları, Koçhiasr Kazası Aksaray Sancağı), Nevşehir, Çürüksu, ve Arabsun Kazaları (Niğde Sancağı), Haymana Kazası (Ankara Sancağı), Danişmendli ve Çölabad Kazaları (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Yeni İl Kazası (Sivas Sancağı), Ayasluğ Kazası (Aydın Sancağı), Pınarhisar Kazası (Vize Sancağı). Konar-Göçer Türkman Taifesinden.Mamulu Aşiretinden olan Şerefli Cemaati Aksaray Sancağında vaki Koçhisar Kazasında mütemekkin idi. 1168 Şaban ayında nehb-ü gaaretlerinden dolayı, Danişmendlü Kadısının arzı ile Rakka`ya iskanları taleb edilmişdir. 1137 senesinde mezburların cümlesi firar edüp, mahall-i iskanlarında bir evleri kalmamışdır, deyu tahrir olunmuştur. Şerefli Cemaatı, Mamulu Türkmanları taifesinden olub, Bozok Sancağının Emlak Kazasına iskan olunmuşlardır`` (Türkay, 1979:697-698).
  23. Toğan, Toğanlar, Toğanlı (Toğanlu), (Doğan, Doğanlar, Doğanlı, Doğanlu, Toğanlı Ekradı, Doğanlı Ekradı): ``Rakka Erzurum, Kars, Ahıska, Siverek, Niğde, Aydın ve Karahisar-ı Şarki Şancakları, Boyabad Kazası (Kastamöni Sancağı), Elbistan ve Zamantı Kazaları (Meraş Sancağı), Çölabad Kazası (Karahisar-ı Sahib Sancağı), Eğriğöz Kazası (Kütahya Sancağı).Türkman Ekradı Taifesinden. Bozulus Türkmanı Aşiretinden olan Toğanlı (Doğanlı) Cemaatı, Meraş`a tabi Ahsendere nam mahalde iskan olunmuşdur`` (Türkay, 1979:726).
  24. Madanlı (Madanlu), (Madanlu Ekradı): Ankara Sancağı. Yörükan Taifesinden`` (Türkay, 1979:571).
  25. Lak Ekradı-Lek Ekradı (Lek Kürdü): ``Karaman, Konya, Sultanönü Sancağı (Eskişehir), Niğde, Kayseriyye, Zamantı Kazası (Meraş), Harmancık (Kayserriyye civarı), Çorum ve Kırşehri Sancakları, Çukurova. Göçebe Ekrad Taifesinden`` (Türkay, 1979:114).
  26. Recebli (Receblü) Afşarı Ekradı: ``Rakka, Meraş, Zamantı (Meraş). Ekrad Taifesinden`` (Türkay, 1979:139).
  27. Recebli (Receblü) Afşarı Torunları: ``Rakka, Meraş Kayseriyye, Zamantı. Türkman Taifesinden`` (Türkay, 1979:139).
  28.  Recebli Afşarı (Receblü Avşarı): ``Karaman, Kırşehri, Rakka, Kadirli Kazası (Adana Sancağı), Sis Sancağı (Adana Eyaleti), Zamantı Kazası (Meraş Sancağı), Kayseriyye, Kars-ı Meraş Sancağı (Meraş Eyaleti), Adana, Develi Kazası (Kayseriyye Sancağı), Yahyalı ve İncesu Kazaları (Niğde Sancağı). Türkman Taifesinden. Recebli Afşarı, mukaddeme Rakka`ya iskan olunup, 1000 haneden mütecaviz külliyetlü aşirettir. Receblü Afşarı Türkman Cemaatları, eyyam-ı sayfda Kars-Meraş taraflarında yaylağa gelüp gitmege me`lüf olmuşlardır`` (Türkay, 1979:139).
  29.  Hacılı (Hacılu), (Hacılılı, Hacılulu): ``Edirne Kazası (Paşa Sancağı), Meraş, Karaman, Adana, Rakka, Teke, Hamid, Aydın, Sivas, Kütahya, Karahisar-ı Şarki, Saruhan, Halep, Hama, Huns, Bozok, Niğde, Kayseriyye, Paşa Sancakları, Kıbrıs Ceziresi, Zülkadriye Kazası (Meraş Eyaleti), Kadınhanı Kazası (Akşehir Sancağı), Develi Kazası (Kayseriyye Sancağı), Rumeli, Bozulus Kazası (Konya Sancağı), Karataş Kazası (İçel Sancağı), Sinop Kazası (Kastamöni Sancağı), Anamur Kazası (İçel Sancağı), Şamardı Kazası (Niğde Sancağı), Bozkır Kazası (Beğşehri Samcağı). Türkman Ekradı Yörükanı Taifesinden. Hacılı Cemaatı, Bozulus Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:395).
  30. Bozulus (Bosulus), nam-ı diğer Tabanlı Türkmanı: ``Rumeli Vilayeti, Ruha (Urfa), Kengıri, Karaman, Ankara, Aydın, Karahisar-ı Sahib Sancağı, Adala (Saruhan), Emirdağı (Karahisar-ı Sahib). Türkman Taifesinden. Bozulus Türkmanına tabi cemaat-ı Hacılu ve Karamanlu ve Abdurrahmanlu ve Derilu ve Sarılu, Oğulbeğli Aşiretinden müfrez olub, Karamanda sakin idiler`` (Türkay, 1979:255-256).
  31. Karaca Ekradı: ``Bozok ve Kırşehri Sancakları, Arabsun Kazası (Niğde Sancağı). Karaca Ekradı Cemaatı, Boynuincelü Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:462).
  32. ``Boynuinceli (Boynuincelü), Boynuincelüler: Aksaray Sancağı, Sıvas, Kırşehri, Konya, Karaman, Bozkır Kazası (Beğşehri Sancağı), Koçhisar Kazası (Aksaray Sancağı), Adana, Meraş, Nevşehir, Develi, Ilgaz Kazası (Kengıri Sancağı),Niğde, Danişmendlü (Danişmendlü-i Sağir) Kazası (Niğde Sancağı). Konar-Göçer Türkman Yörükanı Taifesinden. Danişmendli Türkman taifesinden Boynuinceli Aşiretinin yaylakları Develi ve Erciyes kazalarında olup, kışlakları Aksaray ve Kırşehri Sancakları idi. Bonuinceliler Kabilesi, kendi halinde kâr-ü kisb ile meşgul ve ekseri okur-yazar Haccülharemeyn ve zikudret kimesneler olduklarına binaen, Nevşehir`de yerleştirilmişlerdir. Boynuincelilerden Nevşehirde sakin olanlar, Karacakürd ve Herekli ve Sadıklı ve Savcılı ve nefs-i Boynuinceli oymakları ve bunlardan maada on adet oymaktır. Onsekiz cemaatı vardır`` (Türkay, 1979:63).
  33. Hıdırbeğ, Hıdırbeğ Kürdleri (Hızırbeğ, Hızırbeğ Kürtleri): ``Edirne Kazası (Paşa Sancağı). Yörükan Taifesinden`` (Türkay, 1979:419).
  34. Kucurafşarı, Kucuravşarı (Kucur Uşaklar, Kucuroğlu): ``Mardin Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Rakka, Diyarbekir, Malatya, Adana ve Kütahya Sancakları. Türkman Taifesinden. Kucur Afşarı Cemaatı, Milli-i Kebir Tavan Aşiretindendir`` (Türkay, 1979:547).
  35. Milli (Millü), Millili (Millilü, Milli Ekradı, Milli Göçer, Milli-i Kebir, Milli Kebir Tavan, Milli Türkmanı): ``Mardin Kazası (Diyarbekir Eyaleti), Amid, Çemişgezek, Ergani Sancakları (Diyarbekir Eyaleti), Erzurum Rakka, Sivas, Teke, Adilcevaz ve AyıntapSancakları, Mecidözü ve Veray Kazaları (Amasya Sancağı), Ruha (Urfa), Sancağı (Rakka Eyaleti), Trablus-u Şam civarı, Eğin Kazası (Arabgir Sancağı). Türkman Ekradı Ulus Taifesinden. Milli Cemaatı, Badili Aşiretindendir. Milli-i Kebir Tavan Cemaatı, şekavet ve mel`aneti ile marufdur. Eyalet-i Rakka sükkanından olan Millü-i Kebir Aşireti, azam kabail-i ekradındandır. Konar-Göçer Ekrad Taifesinden olan Milli-i Kebir (Milli-i Kebir Tavan) Cemaatından Cemaleddin`li ve Hasenanlı Cemaatları, ba`del iskan, iskandan ihrac ve Diyarbekir voyvodalığına ilhak olunub ve Cemaat-ı Bahaedinlü tabi-i Pezküri Ömer ve Ni`met ve Cemaat-ı Bendanlı tabi-i Milli-i Kebir, hâlâ bazıları Diyarbekir ve Mardin karyelerinde ve Kars-ı Merzük karyesinde sakin ve mütemekkin ve ekseri konar-göçer olub, Milli-i Kebir Tavan`ın bakileri Abdiağa üzerinde müctemi ve mahall-i iskanda olurlar deyu tahrir olunmuş`` (Türkay, 1979:587).
  36. Milli Türkmanı: ``Halaep Eyaleti, Harpıt (Harput) Sancağı  (Diyarbekir Eyalet). Türman Ekradı Taifesinden`` (Türkay, 1979:587).

Osmanlı arşiv belgelerinde ``Ekrad``, ``Kürt``, ``Türkman`` ve ``Yörük`` kavramlarının da hangi amaçla kullanıldığı yukarıdaki ifadelerden açıkçası anlaşılmamaktadır. ``Türkman`` ve ``Yörükan`` kavramları hakkında yukarıda açıklamalar yapıldığı için burada  sadece ``Ekrad`` ve ``Kürt`` kavramları üzerinde durulacaktktır. Yukarıdaki belgelerde mesela  ``Ekrad-ı Çorum`` halkı ``Türkman Taifesi``, ``Türkmanlar, Türkmanlı``da ``Yörükan Taifesinden`` olduğu belirtilirken, ``Türkman, Türkmanlı`` ise ``Türkman Taifesi`` olarak ifade edilmiştir. ``Ekrad- Milli`` ``Ekrad Taifesinden``, ``Milli, ``Millili`` ise ``Türkmanı Ekradı Ulus Taifesinden`` olarak tanımlanmış. ``Milli Türkman`` ise ``Türkman Ekradı Taifesi`` olarak zikredilir. ``Hacılar Ekradı`` için de ``Türkman Taifsinden. Bozulus Türkman Aişiretinden``dir denmiştir. ``Karacakürd, Karacakürdlü, Karaca Kürd, Karacakürd,   Karaca Kürd. Karacakürd, Karacakürdlü`` kavramları kitabın dört ayrı yerinde kullanılmış olup, bir yerde ``Yörükan Taifesinden``,  bir diğerinde ``Konar-Göçer Türkman Taifesinden``, diğerinde, `` Konar ?Göçer Türkman Taifesinden. Karaca Kürd Oymağı, Boynuinceli Aşiretindendir`` denilirken, bir başka yerde de ``Karacakürd Cemaatı, Danişmentli Aşiretindendir`` denilmiştir. ``Kürdler`` ise ``Türkman Ekradı Yörükan Taifesinden`` olarak tanımlanır. ``Kürmanc``lar bir yerde ``Yörükan Taifesinden``, olarak ifade edilirken,  diğer bir yerde de ``Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kürmanc Cemaatı, Bozulus Türkman Aşietetindendir`` denmiştir. Bir başka ilginç örnek de ``Recebli Afşarı Ekradı, Recebli Afşarı Torunları, Recebli Afşarı`` için kullanılmıştır. Mesela ``Recebli Afşarı Ekradı``, ``Ekrad Taifesindendir`` denilirken, ``Recepli Ekradı Afşarı Torunları`` ve ``Recebli Afşarı``, ``Türkman Taifesinden`` olarak ifade edilmiştir.

 Söz konusu olan çalışmada bu örnekler yeterince bol miktarda olup, belgelerin hangi asıları kapsadığı ve nasıl kaleme alındığı belirtilmemekle beraber, yukarıda ifade ettiğimiz gibi kitabın tarihçiler tarafından da bir eleştirisi yapılmamıştır. Diğer yandan Türkiye`de ``Ekrad`` ve ``Kürt`` kavramları hakkında yapılan çalışmalarda yeterli olmadığı gibi sanki bilimde zıtlaşma esas gibi algılanarak konu hakkında yapılan çalışmalar, birbiriyle çok çelişmektedir. Çünkü Türkiye`de nedense araştırmacılar genellikle kendi çevrelerinin dışındaki çalışmaları yok saymak eğilimdeler ya da onları görmezden gelmektedirler. Oysa bilimsel bir çalışmada mümkün olduğu ölçüde konu hakkında yapılan çalışmaların tamamının değerlendirilmesi gerekir. ``Kürt`` ``Ekrad`` kavramı hakkında belki de en ilginç ve dikkate değer açıklamayı sanırız ilk defa ``XVI.  Yüzyılda Çemişgezek Sancağı`` adlı eserinde Ünal, ``Ekrad`` kavramını etnik bir grup olarak değil de ``konar-göçer`` anlamında kullanmıştır (Ünal, 1999: 75). Ayrıca ona göre ``Osmanlı Tahrir Defterleri``nde konu hakkında yeterli bilgi bulmak her zaman mümkün değildir. Çünkü Ünal`a göre ``defterlerde yer alan bu hususa müteallik bilgiler bazen hatalı ve yanlış ve dolayısıyla yanıltıcı olabilmektedir. Tahrir memurlarının yeterli bilgiye sahip olmamaları, genelleme alışkanlıkları, bugün bizim bazı kavramlara yüklediğimiz manaların XVI. yüzyılda farklı oluşu ve Osmanlı`nın bunu farklı ele alışı gibi hususlar göz önüne alınmadan bu konularda yapılacak değerlendirmelerde daima hataya düşme ihtimali vardır kanaatindeyiz. Mesela, bugün etnik anlam verilen ``Ekrad`` kelimesi, çok defa bu manada kullanılmamıştır`` (Ünal, 1999: 55). Ünal`ın bu görüşünü doğrularcasına McDowwall`da şöyle der: ``MS 7. yüzyılındaki Arap yayılması döneminde `Kürt` sözcüğü göçebeleri ifade etmek için kullanılıyordu. Bu nedenle, etnik olmaktan çok sosyo-ekonomik bir anlam taşıyordu`` (McDowall, 2000: 29). Ayrıca McDowal`a göre ``bazı Arap, Ermeni, Asurî ve Pers (ve daha sonra Türkmen) aşiretlerinin kültür ve dil olarak Kürtleşmiş olduklarına kuşku yoktur. Böylece Kürt etnik kimliği tek bir ırksal kökene işaret etmemektedir`` (McDowall, 2000: 29). Ancak henüz dünyada ``azınlık, etniklik, kimlik`` gibi kavramlar üzerinde belli bir uzlaşma sağlanamadığı halde Türkiye`de dil kavramından hareketle ``etnisite`` meydana getirilmeye çalışılmaktadır. Oysa aynı dili konuşanlar her zaman belli bir etnik grubu ifade etmemektedir (Tacar, 1996: 10?11)  . Mesela İngilizce konuşan Avusturalyalılar, Kanadalılar, Amerikalılar, kendilerini İngiliz, Fransızca konuşan Kanada`daki Quebec`liler kendilerini Fransız Almanca konuşan Avusturyalılar`da kendilerini Alman saymazlar. Ayrıca dünyada 1995 yılı itibariyle 197 devlet olduğu halde yeryüzünde 6000`den fazla dil konuşulmakta ve ancak bunlardan %2`si devlet dili olarak kabul edilmektedir. Mesela İngilizce 56, Fransızca 36, Arapça 22, İspanyolca 21, Portekizce 7, Almanca 5, Çince 3 ülkenin resmi dilidir. Ayrıca Çin`de 24 Çinli etnik grup ve Çinli olmayan 55 etnik grup olup ülkede 140 dil kullanılmaktadır(Tacar, 1996: 70?71,73).

Mehmet Niyazi ise olaya  sosyolojik ve psikolojik bir yaklaşımla ``milliyetin tayininde iki etken önemli rol oynar; bunlardan birisi psikolojik diğeri sosyolojiktir.Bir insan kendini hangi milletten sayıyorsa, sosyolojik bakımdan ait olup olmadığına bakılmaksızın, o insanın o millete ait olduğu kabul edilir. Napolyon, kesinlikle Fransız değildir; Korsikalıdır. Büyük bir ihtimalle Arap asıllıdır. Ama kendini Fransız kabul etmiş ömrünü Fransa`ya vermiştir... Stalin`de aslen Rus değildir, fakat kendisini Rus kabul etmiş... Oğuz Han`ın torunu ``Ben Türk değilim`` diyorsa, hiç kimse ``Sen Türksün`` diye onu zorlayamaz. Ama genellikle psikolojik boyut, yani aidiyet şuuru sosyolojik boyuta bağlı oluyor.

``Hiç kimsenin de Kürtlerin milliyetini tayin etme hakkı yoktur; kendilerini hakkında karar kendileri verir. Başkaları ancak tarihleri, sosyal yapıları hakkında ve benzeri hususlarda araştırma yapabilirler`` Niyazi, 200: 152?153) der. Bu anlayış ve mantık çerçevesinde yaklaşıldığı takdirde, konu hakkında önemli mesafeler alınacağına inanmaktayız. Aksi takdirde dayatmalarla bir yere varılması mümkün gözükmektedir. Ancak böyle bir anlayış bütün taraflarca kabul gördüğü takdirde mesafe alınır. Aksi takdirde tek taraflı yaklaşımların problemin çözümünde yetersiz kalma ihtimali yüksektir.

``Kürtlerin`` ayrı bir millet ya da etnik bir grup olduğunu iddia edenlerin en önemli hareket noktalarını dil meydana getirmektedir. Bu konuda 1850`den sonra Rusların meşhur Petesburs Bilimler Akademisince yapılan ve ``Kürtçe-Rusca-Almanca`` yayınlanan ve 8307 kelimeden oluşan sözlük de ``Türkçe (eski Türkmence) 3080, Arapça (yeni dil) 2000, Pehlevice (eski) 370, Farsça (yeni dil) 1030, Zinda 1240, Ermenice 220, Güldani 108,  Çerkezce (eski) 60, Gürcüce (eski dil) 20, Kürtçe (asıl) 300`` olup, bunların büyük çoğunluğu da coğrafi yer adlarıdır (Fritz, 1992:15).         

Türkiye`de ``Kürk kimliği`` hakkında yapılan çalışmalar maalesef sadece dil esasına göre yapılmaktadır. Arıca bu yapılırken etrafı ``Kırmançca`` ile sarılan ve sanki birer adacık gibi olan ``Zazaca`` konuşulan yerler yok sayılmıştır. Mesela nasıl olmuş da küçücük adacıklar gibi bazı yerlerde halk ``Zazaca`` konuşmaktadır? Diğer yandan neden ``Türkiye`de  ``Kürçe``  ``Kurmançca`` karşılığında kullanılmaktadır. Mesela ``Kürd``: ``Kurdî, Kurdmanc`` (Kakioğlu, 1992: 135), ``Kürt``: ``Kurd, Kurmanc, Kurdî, Kurmancî`` (Farizov, 1994: 190), ``Kürtçe``: ``zimane Kurmancî`` (Farizov, 1994: 190).  Ayrıca Şanlıurfa`da ``Kürtçe biliyon mu: Tö Kırmanci zani``? Sorusuna ``evet Kürtçe biliyorum`` anlamında ``eri Kırmanci zanım`` denir. ``Zazaca biliyon mu``? Denirken de ``tö Dımıli zani`` ifadesi kullanılır. Elazığ`da ise ``Kürkçe biliyon mu?: Tö Kırmanci zanı``. Evet biliyorum anlamında ise ``heri az Kırmanci zanım``, ``Zazaca biliyon mu``? Karşılığında ise ``tı Zazace zanı`` kavramları kullanılır.

 XVI. Yüzyılda Anadolu`da Beğ-Dili Boyuna Ait Köy Adları

Kazası - Sancağı

1.      Yavaş-AMASYA

2.      Viran-Şehir-BOLU  

3.      Viran-Şehir-BOLU

4.      _____ BOZ-OK

5.      Çorumlu-ÇORUM

6.      İskilip-ÇORUM

7.      İskilip-ÇORUM

8.      Katar-ÇORUM

9.      Eğirdür-ÇORUM

10.  ______ DİVRİĞ

11.  Yuva-HAMİD

12.  Tul-Hisar- HÜDAVEVDİGAR

13.  Kara-Hisar-ı-Nallu-HÜDAVENDİGAR

14.  Manyas-KARASİ

15.  ______ KASTAMONU

16.  Kargu-KENGIRI

17.  Kaş-KONYA

18.  ______ KÜTAHYA

19.  Behisni (Keysun)-MALATYA

20.  Behisni (Keysun)-MALATYA

21.  Sivas-SİVAS

22.  Sivas-SİVAS

23.  Zile (Kale-i Hass)-SİVAS

 

NOT: Yukarıdaki bilgiler Faruk Sümer`in ``Oğuzlar`` adlı eserinin 438`inci sayfasından alınmıştır.

Türkiye`de Badıllı-Badilli-Beydili Beydilli Köy ve Yerleşim Yerleri

  1. Badılı- Tuzluca/IGDIR
  2. Badilli- Merkez/AĞRI
  3. Beydili-Nallıhan/ANKARA
  4. Beydili-Bayat/ÇORUM
  5. Beydili-Merkez/ÇORUM
  6. Beydilli-Araban/GAZİANTEP
  7. Beydili Mahallesi-Şahinbey/GAZİANTEP
  8. Beydili-Sütlüce/ISPARTA
  9. Beydili-Ovacık/KARABÜK
  10. Beydili-Merkez/KARABÜK
  11. Beydili-Gülnar/MERSİ
  12. Beydili-Hafik/SİVAS
  13. Beydilli- Çivril/DENİZLİ

 NOT: Yukarıdaki bilgiler, `` www.yerelnet.org`` dan alınmıştır.

  1. Badilli- Eleşkirt/BAYAZIT
  2. Beydilli-Çivril/DENİZLİ
  3. Beydilli-Nallıhan/ANKARA
  4. Beydili-Gülnar/İÇEL
  5. Beydili-İğridir/ISPARTA
  6. Beydili-Karaman/KONYA
  7. Beydili-İskilip/ÇORUM
  8. Beydili-Çerkeş/ÇANKIRI
  9. Beydili-Hafik/SİVAS
  10. Aradanbaydili-Besni/MALATYA

NOT: Yukarıdaki bilgiler Dâhiliye Vekâleti yayınlarından ``Köylerimiz``,  İstanbul, 1933, adlı eserden alınmıştır.

  1. Badıllı-Tuzluca/KARS
  2. Badıllı-Eleşkirt/AĞRI
  3. Beydili-Çivril/DENİZLİ
  4. Beydili-Nallıhan/ANKARA
  5. Beydili-Ovacık/ÇANKIRI
  6. Beydili-Karaman/KONYA
  7. Beydili-Merkez/ÇORUM
  8. Beydili-Bayat/ÇORUM
  9. Beydili-Araban/GAZİANTEP
  10. Beydili-Sütlçüler/ISPARTA
  11. Beydili-Gülnar/İÇEL
  12. Beydili-Hafifk/SİVAS
  13. Yazıbeydilli-Besni/ADIYAMAN
  14. Yazıbeydilli-Kazan/ANKARA

NOT: Yukarıdaki bilgiler,  İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü`nün yayınladığı ``Köylerimiz``, Ankara, 1968, adlı eserden alınmıştır.

  1. Badılı-Tuzluca/KARS
  2. Badılı-Eleşkirt/AĞRI
  3. Beydilli-Çivril/DENİZLİ
  4. Beydili-Nallıhan/ANKARA
  5. Beydili-Ovacık/ÇANKIRI
  6. Beydili-Karaman/KONYA
  7. Beydili-Merkez/ÇORUM
  8. Beydili-Bayat/ÇORUM
  9. Beydili-Araban/GAZİANTEP
  10. Beydili-Sütçüler/ISPARTA
  11. Beydili-Gülnar/İÇEL
  12. Beydili-Hafik/SIVAS

NOT: Yukarıdaki bilgiler,  İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü`nün yayınladığı ``Köylerimiz``, Ankara, 1982, adlı eserden alınmıştır.

Yerleşim yerlerinin adlarını ayrı ayrı vermemizin amacı, resmi bir yayında bile kavramların nasıl özensiz kullanıldığını göstermektir. Mesela  ``Badilli, ``Badıllı``,  ``Badılı`` şekline nasıl dönüşüyor. Hiçbir izahat yapmadan hayati öneme sahip kavramlar rast gele kullanılırsa, ilerde belge olacak bu vesikaların, değerlendirilmeleri de önemli zorlukları beraberinde getirecektir. Ayrıca Ankara ve Adıyaman`da görülen ``Yazıbeydilli`` köy adları ne olmuşsa 1982 tarihli eserde yer almamıştır. Böylece tarihi coğrafyadan iki kavram daha silinmiştir.

`Baydili-Baydilli-Beydili-Beydilli-Badıllı-Badilli-Badıllıoğlu` Soy Adları Olan Bazı Yerleşim Yerleri

  1. Badılı (Trabzon)
  2. Badılı (Şanlıurfa)
  3. Badıllı (Kızıltepe-Mardin)
  4. Badıllı (Patnos- Ağrı)
  5. Badıllı (Silifke-İçel)
  6. Badıllı (İçel)
  7. Badıllı (Malatya)
  8. Badıllı (Battalgazi-Malatya)
  9. Badıllı (Amasya)
  10. Badıllı (Kula-Konya)
  11. Badıllı (Şanlıurfa)
  12. Badıllı (Pınarbaşı-Şanlıurfa)
  13. Badıllı (Akçakale-Şanlıurfa)
  14. Badıllı Akçakale-Şanlıurfa)
  15. Badıllı (Hamurkesen-Şanlıurfa)
  16. Badıllı (Börücek-Şanlıurfa)
  17. Badıllı Hilvan-Şanlıurfa)
  18. Badıllı Külaflı-Şanlıurfa)
  19. Badıllı Kumrulu-Şanlıurfa)
  20. Badıllı (Başören-Şanlıurfa)
  21. Badıllı (Ulubağ-Şanlıurfa)
  22. Badıllı (Küçüksalkım-Şanlıurfa)
  23. Badıllıoğlu (Zile-Tokat)
  24. Badıllıoğlu (Muş)
  25. Badilli (Şanlıurfa)
  26. Badilli (Akziyaret-Şanlıurfa)
  27. Badilli (Hamurkesen-Şanlıurfa)
  28. Badilli (Bölücek-Şanlıurfa)
  29. Baydili (Acıpayam-Denizli)
  30. Baydili (Elazığ)
  31. Baydili (Gediz-Kütahya)
  32. Baydili (Gölmarmara-Manisa)
  33. Baydilli (Tarsus-İçel)
  34. Baydilli (Elazığ)
  35. Baydilli (Yıldırım-Bursa)
  36. Baydilli (Kestel-Bursa)
  37. Baydilli Kemah-Erzincan)
  38. Baydilli (Otlukbeli-Erzincan)
  39. Baydilli (Erzincan)
  40. Baydilli (Arpaçay-Kars)
  41. Baydilli (Pınarbaşı-Kayseri)
  42. Baydilli (Kayseri)
  43. Baydilli (Yahyalı-Kayseri)
  44. Baydilli (Midyat-Mardin)
  45. Baydilli (Şanlıurfa)
  46. Baydilli (Hilvan-Şanlıurfa)
  47. Baydilli (Uzuncuk-Şanlıurfa)
  48. Baydilli (Siverek-Şanlıurfa)
  49. Baydilli (Pınarbaşı-Şanlıurfa)
  50. Baydilli (Bölücek-Şanlıurfa)
  51. Badilli (Kula-Konya)
  52. Baydilli (Balıkesir)
  53. Baydilli (Eskişehir)
  54. Badilli (Malatya)
  55. Baydilli (Turhal-Tokat)
  56. Baydilli (Antalya)
  57. Beydili (Elazığ)
  58. Beydili (Kars)
  59. Beydili (İdil-Şırnak)
  60. Beydili (Nusaybin-Mardin)
  61. Beydili (Osmaniye)
  62. Beydili (Malatya)
  63. Beydili (Akhisar-Manisa)
  64. Beydili (Salihli-Manisa)
  65. Beydili (Eskişehir)
  66. Beydili (Yıldırım-Bursa)
  67. Beydili (Osmangazi-Bursa
  68. Beydili (Yenişehir-Erzurum)
  69. Beydili (Yıldızkent-Erzurum)
  70. Beydili (Trabzon)
  71. Beydili (Kangal-Sivas)
  72. Beydili (Bozcaada-Çanakkale)
  73. Beydilli (Oltu-Erzurum)
  74. Beydilli (Çukurca-Hakkari)
  75. Beydilli (İdil-Şırnak)
  76. Beydilli (Kadirli-Osmaniye)
  77. Beydilli (Osmaniye)
  78. Beydilli (Besni-Adıyaman)
  79. Beydilli (Yazıbeydilli-Adıyaman)
  80. Beydilli (Doğubeyazıt-Ağrı)
  81. Beydilli (Mersin)
  82. Beydilli (Mut-İçel)
  83. Beydilli (Burdur)
  84. Beydilli (Kozluca-Burdur)
  85. Beydilli (Çanakçı-Burdur)
  86. Beydilli (Edremit-Balıkesir)
  87. Beydilli (Bandırma-Balıkesir)
  88. Beydilli (Gördes-Manisa)
  89. Beydilli (Alaşehir-Manisa)
  90. Beydilli (Sandıklı- Afyon)
  91. Beydilli (Gediz-Kütahya)
  92. Beydili (Tavşanlı-Kütahya)
  93. Beydilli (Hisarcık-Kütahya)
  94. Beydilli (Derbent-Uşak)
  95. Beydilli (Selvioğlu-Uşak)
  96. Beydilli (Uşak)
  97. Beydilli (Bodrum-Muğla)
  98. Beydilli (Ortaca-Muğla)

100.Beydilli (Isparta)

101.Beydilli (Antalya)

102. Beydilli (Gelibolu-Çanakkale)

103. Beydilli (Çorum)

104. Beydilli (Denizli)

105. Beydilli (Nilüfer-Bursa)

106. Beydilli (Karacabey-Bursa)

107. Beydilli (İznik-Bursa)

108. Beydilli (M.Kemal Paşa-Bursa)

109. Beydilli (Kestel-Bursa)

110. Beydilli (Ayrancı-Karaman)

111. Beydilli (Kazımkarabekir-Karaman)

112. Beydili (Karaman)

113. Beydilli (Kırşehir)

114. Beydilli (Çiçekdağı-Kırşehir)

115. Beydilli (Akçakent-Kırşehir)

116. Beydilli (Şenkaya-Erzurum)

117. Beydilli (Erzurum)

118. Beydilli (Karapınar-Konya)

119. Beydilli (Güneysınır-Konya)

120. Beydilli (Ereğli-Konya)

121. Beydilli (Selçuk-Konya)

122. Beydilli (Karatay-Konya)

122.Beydilli (Malatya)

123. Beydilli (Kırıkkale)

124. Beydilli (İmranlı-Sivas)

125. Beydilli (Amasya)

126. Beydilli (Alaçam-Samsun)

127. Beydilli (Turhal-Tokat)

128. Beydilli (Zile- Tokat)

129. Beydilli (Niksar-Tokat)

130. Beydilli (Tokat)

131. Beydilli (Viranşehir-Şanlıurfa)

132. Baydilli (Adana)

133. Beydilli (Feke-Adana)

134.Beydilli (Kozan-Adana)

135.Beydilli (Sofulu-Adana)

NOT: Yukarıdaki bilgiler http://ttrehber.gov.tr sitesinden alınmıştır. Aynı soy isimleri Türkiye`nin diğer bölgelerinde de görülmelerine rağmen, araştırma alanımızla ilgilisinden dolayı sadece yukarıdaki bilgileri buraya almayı tercih ettik.

Ayrıca Gümüşhane Kelkit ilçesinden olup da mesleği  öğretmenlik olan ve Gebze`de yaşayan,  konu hakkında amatörce de olsa çalışmalar yapan sayın Necmettin Akar (İletişim adresi: http:://necmettinakar.sistemynet.com)dan aldığımız bilgilere göre, Gümüşhane`nin Kelkit ve Şiran ilçelerinde soy isimleri farklı olsa da çok yoğun şekilde ``Badıllı-Beydilli`` halkı yaşamaktadır. Yöre insanına göre bu iki kavram aynı şeyi ifade ediyor, sadece ağız farklılığından dolayı farklı  ifade edilmiştir. Yöre insanı Şanlıurfa`daki ``Badılı- Badıllı-Badilli-Baydilli``lerle akraba olduklarını bilmektedirler. Ancak Şanlıurfa`dakilerden ayrılan yönleri günlük konuşma dilerinin Türkçe olmasıdır. Diğer yandan Kelkit ve Şiran`da yaşayanlar aslında Mekke civarından geldiklerine inanmaktadırlar. Oradan gelenlerin bir kısmının Şanlıurfa`ya, diğerlerinin ise Gümüşhane taraflarına doğru yerleştiklerine inanmaktadırlar. Ayrıca Kelkit`ten Hacca giden bir kişinin Mekke civarındaki ``Kuba`` köyüne giderek, köy halk ile konuşup, bu köyde yaşayan bazı yaşlıların da kendilerini ``Badıllı- Beydilli`` olarak isimlendirdiklerini, akrabalarının bir kısmının eskiden Türkiye`ye göç ettiğini tespit etmiştir.

Diğer yandan Necmettin Akar`ın tespitleri ve yöre halkının inancına göre Ezincan merkezde ve Refaiye ilçesinde, Sivas`ın Suşehri ve Gölova, Giresun`un Çamoluk ilçelerinde önemli bir oranda akrabalarının olduğu kabul edilmektedir.   

İki ``Baydili-Badıllı`` Köyünde Gelenek-Görenekler ve Halkın Kendileri Hakkındaki Görüşleri

Kürk Köyü Elazığ`nın Sivrice ilçesi bağlı olup, Sivriceye 6 kilometredir. Halkın günlük konuşma dili ``Türkçe``dir. Ancak Sivrice`nin bazı köylerinde ``Kırmançca`` da konuşanlarda vardır.

 Kürk halkına göre, ataları Kırım ve Azerbaycan`dan gelerek Anadolu`nun çeşitli yerlerini dağılmışlardır. Atalarının bir kısmı ise Şanlıurfa taraflarına yerleşmişler. Köy haklıda bir süre Şanlıurfa`da yaşadıktan sonra, bugünkü köye gelerek yerleşmişler.

Halk ``Baydili-Baydilli-Beğdili-Beydilli-Beğdilli``   aşiretine bağlı olduklarını bilmelerine rağmen, çok azının soy isimleri ``Baydili, Baydilli,Beydili`` olup, diğerleri farklı soy isimlere sahiptirler.

Diyarbakır`ın Ergani ilçesine bağlı Gülerce köyü Elbastı mezrası ise Ergani`ye 7 kilometre olup halkın günlük konuşma dili  ``Kırmançca``dır. Ergani`nin dağ köyleri   ``Zazaca``  ova köyleri ise ``Kırmaçca`` konuşurlar.

Elbastı halkı Kürk köyündekileri, Kürk köyündekilerde Elbastı halkı için aynı soydan olduklarını ve aslında ``amcaoğulları`` olduklarını söylerler. Fakat Elbastılılar kendilerini ``Badıllı`` olarak adlandırırlar. Elbastı halkına göre bilinen ilk yerleşim yerleri Kırşehir`dir. Hâlâ Kırşehir merkeze bağlı Yeniyapan ve Mucur`un Kızıldağ köyelerinde yaşayan insanların Badıllı aşiretinden ve akrabaları olduklarını biliyorlar. Elbastı`yı kuran Badıllılar bilinmeyen bir nedenle Kırşehir`den ayrılarak Erzurum`un Dahar nahiyesi ile Horasan`a bağlı Karacaveren-Karacaören köylerine yerleşiyorlar. Buradan da bir kısım Badıllı  ayrılanlarak Elbası`ya yerleşiyorlar. Elbastı`daki Badılılar Erzurum`daki akrabalarının Türkçe konuştuklarını da ifade ettiler. Kırşehir ve Erzurumda ``Badıllı`` soyadına raslanmamışken, ``Beydilli`` soy adı Kırşehir ve Erzurmda`da tesbit edilmiştir. Ayrıca Erzurumda ``Beydili`` soy adına da rastlamıştır. Elbastılılar`ın ise çoğunluğunun soyadı ``Polat``tır. 

Elbastı halkına madem aynı köktensiniz siz neden kendinizi ``Badıllı`` olarak adlandırıyorsunuz ve ``Kırmançca`` konuşuyorsunuz diye bir soru yönettiğimizde şu cevabı aldık: ``Onu biz bilemeyiz, siz bilim adamsınız. Dolayısı ile onu araştırıp bize anlatmak sizin göreviniz`` değil mi dediler.

 Bu cevap karşısında doğrusu utandım. Ayrıca halkın görevimizi bizden daha iyi bildiğini bir kez daha keşfetmiş oldum. Elbastı köylülerinin ifadelerinden Ziya Gökalp`ın yıllar önce Türk aydınları için yazdığı şu sözler aklıma geldi: ``Türk aydınları halka iki defa gitmeli. Biricisinde halk deki milli kültürü öğrenmek, ikincisinde ise kendi kültürünü halka götürmek için``. Maalesef bazı istisnalar hariç Türk akademisyenleri Gökalp`ın ölümünden yıllar sonra dahi onun görüşlerini tatbikata geçirememişlerdir. Bu nedenle de Türk akademisyenleri içinde yaşadıkları sosyal yapıyı tanıyamamışlar hatta ona yabancılaşmışlardır. Akademisyenlerin kendi halkına yabancılaşma ise Türkiye`de birçok problemin doğmasına neden olmuştur. Hatta bu problemlerin bir kısmı kangren olurken, bir kısmı da o sürece doğru ilerlemektedir. Üzülerek belirtmeliyiz ki Türkiye`de yaşanan problemlerin birçoğunun asıl nedeni Türk akademisyenlerinin ve üniversitelerinin içinde yaşadıkları sosyal yapıdan haberdar olamamalarından kaynaklanmaktadır.

Elbastı`da bir kız, istenmeden önce ona akrabalarının talip olup olamadığı araştırılır. Çünkü özellikle amcaoğlunun o kızda gölü varsa onu kimse isteyemez. Bu konuda yapılan bazı çalışmalarda ``evde kalan kızın derdi amcaoğluna düşer``, ``amca oğlu gelini attan indirir`` (Aksoy, 1996: 97). Bu gelenek Kürk köyünde de aynen vardır. Elbastı`da kız istemeye gidenlere ``hazgini``, Kürk`de ise ``dünürcü`` denir. Bu konuda Elazığ ve Ağrı`da yapılan çalışmada ``kazgini-deskiran, hazgini, hazinci, hazinçi, hazingçi, hazın, heli hastın, hasti,  deskinar`` kavramları çok değişik anlamlarda kullanıldığı tespit edilmiştir (Aksoy, 1996: 98). Mesela Elazığ`nın Gökdere ve Yoncalıbayır köylerinde ``hazgini`` düğünlerde uzaktan gelen davetlilerin misafir edilmeleri için kullanılır. Gökdere`de nişan ile düğün arası uzarsa bu arada yapılan küçük düğüne, Yeşilbelen`de ise kızın verilmesinden sonra çeşitli takıların takıldığı eğlenceye  ``deskinar`` denir. Çaybağı, Üçdeğirmenler ve Durmuşlar`da  ise ``deskinar`` nişan anlamında kullanılır. Gözeli ve Arıcak`da ise kız isteyenlere ``hazgini``, Alangören, Uzungöl ve Değirmentaşı`nda ``hazingçi``, Yenice`de ``hastı``, Kızılpınar`da ``hasti``, Beritanlar`da ``hazinci``, Meşeli`de ``heli``, Kacar`da ``hınama``, Mirahmet ve Yeşilbelen`de ``hazın``, Ağrı`nın Tezeren, Ozanlar ve Aşkale köylerinde ise ``hazinçi`` denir. Kızılpınarda  ise nişan merasimine ``hazgini``(Aksoy, 1996: 98, 108),Van`daki Burukan aşiretine bağlı köylerde de kız isteyen gruba elçi anlamında ``hazgini`` (Özer, 1990: 99-100), Urfa`da yaşayan Bertiyan aşiretinde de başlığın tespit edildiği toplantıya ``gazgini`` denir (Gümüş, 1989: 87).                        

Elbası`da eğer kız verilirse aynı gece başlık parası konuşulur. Başlık parası genelde sanıldığını aksine olumsuz değerlendirilmez. Ayrıca başlık parası iki taraf arasında karşılıklı konuşularak tespit edilir. Başlık parası için ``kalınt`` kavramı kullanılır. Elazığ`da yaptığımız bir çalışmada ise, başlık parası için ``kalinğ, kalen- golen, galıng-galing, kalınk, kalıng, kaling, kalınt, galin, galen, galang, kalın`` kavramlarını tespit etmiştik (Aksoy, 1996: 108). Kürk köyünde de aynı süreç takip edilir. Ancak burada başlık parası için ``başlık parası`` kavramı kullanılır. Bu kelimelerin hangisinin daha eski Türkçe`ye yakın olduğunu soracak olursak ``kalınt`` kavramının daha eski olduğunu söylemek iddialı bir ifade olmaz. Bilindiği gibi Orhun Abidelerinde de başlık parası için ``kalıng-kalın`` (Ergin, ty: 98; Tekin, 1988: 124) kavramı kullanılırken, Kaşagarlı Mahmut ise şu ifadeleri kullanır ``kalınğ berse kız alır, kerek bolsa kız alır ( Çeyiz veren kız alır, gerekli olan bahalı alır, bir adam çehiz verirse gelini kız oğlan kız alır). Veya yandan ``Berdim sanğa kalınğ/ Emdi munı alınğ/ Emgek meninğ bilinğ/ Uğrar tünğür bargıla`` (Sana çeyiz verdim, şimdi bunu alın, benim emeğimi bilin. Dünür gitmek üzeredir) (Kaşgarlı Mahmut, 1986: 370-371) 

Her iki köyde de``Başlık Parası-Kalınt``tan sonra kızın amcası ve dayısı için ``halat`` verilir. Türkiye`deki düğünlerdeki önemli kavramlardan biride ``halat``tır. Bu kavram Kars Sarıkamış`ta ``armağan``, Gümüşhane Kelkit`te ``kız tarafının oğlan tarafına verdiği eşya anlamında kullanılır (Derleme Sözlüğü, X.cilt: 3513). Aynı kavram Neşri Tarihi`nde de elbise anlamında olup şöyle ifade edilir: ``...Osman Gazi gayret göstererek gidip Köprülükisar`ı kuşattı, fethetti ve tekfurunu tepeledi. Bilecek tekfuru şad oldu; geçti, karşısındaki İnci Pınar adlı köyün pınarı üzerinde Osman`a büyük bir ziyafet verdi, güzel bir hil`at giydirdi, gazilere de inamlar etti, elini öptürdü (Mehmet Neşri, 1983: 51). Şemset`tin Sami de ``hil`at`` kavramının Türkçe`ye Arapça`dan geçtiğini belirterek, ``hükümdar ve vezirler tarafından birine hürmeten giydirilen kaftan`` (Şemsettin Sami, 1985:508) olarak tanımlar.

Bu kavram Elazığ köylerinden Ürünveren`de ``gerdek sabahı geline takılan hediye``, Aydıcık`da ``gelin kardeşine verilen hediye``, Meşeli`de ``erkek kardeşin, gelin olan kız kardeşine kemer bağlaması``, Gökdere ve Yoncalıbayır`da ``gelin attan veye arabadan indiğinde toplanan para``, Alangören ve Tekevler`de ``davet etme``, Kaşlıca`da ``gerdek sabahı gelinin misafirlere verdiği hediye``, Kızılpınar`da ``hediye``, Çalık, Bahçe, Kuşçulu ve Çevreköy`de ``oğlan tarafının kız tarafının yakınlarına aldığı hediye`` anlamında kullanılır (Aksoy, 1996: 126?127).

Van`daki Burukan-Bırukan aşireti hakkında yapılan iki çalışmanın birinde erkek tarafının kız tarafına aldığı şeye ``armağan`` anlamında ``helat`` (Özer, 1990: 100), bir diğerinde ise ``hediye`` anlamında ``xelat`` kavramı kullanılmıştır (Kartal, 1970-1971 42). Erzincan`da da erkek tarafının kız tarafının yakınları için aldıkları hediyelere ``haliyat`` (Ali Kemali, 1932:199; Albayrak, 1983: 158)) denir. Urfa`da ise oğlan tarafının kızın erkek kardeş ve dayısına verilen paraya ``hil`at`` (Ergin, 1973: 58) denir. İran Azerbeycan`ında  da gelin olan kızın çeyizinin baba evinden çıkarılırken bir çocuğun üzerine oturarak engellemesi sonucu o çocuğa verilen hediyeye ``halet`` (İdrisi, 1989: 174) denir.     

Kürk köyünde de kızın yakın akrabaları için kıymetli çeşitli hediyeler yani ``halat`` alınır.

Düğüne ve nişana insanları çağırmak için eskiden gönderilen şeye Elbastı`da ``dismal`` denirdi. Günümüzde ise ``davetiye`` deniyor. ``Davet`` ise düğün demektir. Düğünlerde davul, zurna çalınır. Nişanlarda gelinin başına atılan para veya eşyalardan sonra ya da sahip olunan bir şeyden sonra diğer insanlar içinde temennide bulunmak amacıyla  ``akibet lıser ve bıji`` (darısı sizin başınıza) denir. Kürk köyünde de ``darısı başınıza ya da darısı oğlunuza kızınıza`` denir. Elbastı`da  ``zava`` damat, ``buk`` gelin ``hevalı`` sağdıç, ``cez`` cehiz, ``peşk`` bölüşme, kura çekme  demektir. Bu kavramlar Kürk köyünde ise Türkçe olarak aynen var. Ancak kura çekmeye Kürk de ``kureme`` denir.

Elbastı`da kız tarafının bekâr gençleri kızı almak için gelen oğlan tarafından gelenlerden bekârlık parası isterler. Kına gecesi kına yakılırken gelin bir hediye almadan elini açmaz. Kına gününde de nişanda olduğu gibi geline takılar takılır. Ancak bu takıyı sadece damadın annesi takar. Yani nişanda olduğu gibi herkes takı takmaz. Düğünlerde ``cirit, delilo, lorki, üç ayak, halay ve delocan`` gidi oyunlar oynanır.

Kürk köyünde de ``cirit, lorki, üçayak, halay ve çayda çıra`` gibi oyunlar oynanır.

Elbastı ve Kürk`de eskiden gelin attan veya arabadan inmek için indirmelik istermiş. Şimdi ise bu adet terk edilmiş. Gelin içeri girerken gelinin üzerine ``saçı`` yapılır ve gelinin başına ``elma`` atılır. Elma ise ``döl`` ve ``doğum``u, ``üreme``yi temsil eder. Saçı Türkiye düğünlerinin en yaygın geleneklerinden biridir. Hatta saçısız düğün olmaz dersek mübalağa etmiş olmayız. Saçı genellikle düğünde gelinin güvey evine gelmesi ile başına saçılan şeker, para, yemiş gibi şeylere denir.

Eröz`e gör, eski Türkler`in kanlı ve kansız olmak üzere iki tür kurbanları vardır. Ona göre kansız kurbana ``saçı`` denir. Ayrıca Eröz, Anadolu`daki Sünni, Alevi, Yörük ve Türkmenler`de görülen, ocağa yağ ve mezarlara çeşitli şeyler saçmanın kansız kurban geleneğinden kaynaklandığını belirtir. Düğer yandan ona göre ``saçı``; kurban, hakimiyet ve sevinç sembolü olarak üç şekilde kutlanır (Eröz, 1980: 211-214). Başkurtlarda gelinler kayın babasının su içtiği, pınar, ırmak, göl gibi yerlere para tarak selam verirler. Ayrıca gelinin damat evine geldiği ilk gün başına ``saçı`` saçılır. Bu saçılar halkın ürettiği önemli şeylerden olur. Diğer yandan saçı yabancı soya mensup kızın, kocasının soyuna katılarak, koruyucu ruhlar tarafından korunması için yapılan törenin bir varyantı olarak belirtilmiştir (İnan, 1986: 166-167). Ögel ise ``saçı``ya Orta Asya Türkleri`nde  ``şaçuv`` veya ``çaçılama`` dendiğini ve ``Şamanizm``den kaynaklandığını belirterek, Ulu Yaz Türkleri`nin gelin atının kuyruk ve yelesine kımız saçtıklarını belirtir (Ögel,  1979: 185). Onuncu asında Türkler arasında seyahat yapan İbn Fazlan`da Bulgar Türkleri`ndeki  ``saçı`` geleneğinden bahseder (İbn Fazlan, 1975: 47). Türkiye`deki saçı geleneği hakkında daha geniş bilgi için şu esere bakılabilir (Aksoy, 1996: 130?134).  

Gelin içeri girerken bazı seremoniler yapılır. Mesela eskiden gelinin bir hediye almadan attan inmezmiş. Damat tarafının yakınlarını gelinin başına ``saçı`` saçarlar. Gelin içeri girerken de uğur getirsin diye su testisi, kaşık, bardak gibi şeyleri ayakları ile kırması istenir.

Kürk köyünde ``eşik`` kutsaldır. Bu nedenle eşiğe sıcak su dökülmez eşik kirli tutulmaz. Ateş de kutsaldır bu nedenle ateşe su dökülmez ve ateşte soğan, sarımsak kabukları yakılmaz. Kürk köyünde olduğu gibi Elbastı`da da sarımsak ve soğan kabuğu yakılmaz. Ancak ateş su ile söndürülür. Çünkü sönmemiş ateşin etrafına cinler gelir. ``Eşik``  burada da kutsaldır. Bu nedenle eşiğe oturulmaz, sıcak su dökülmez ve kirli bırakılmaz.

Elbastı`da çocuk sünnet olurken bir onu tutar. Bu kişiye ``kirve`` denir. Köy halkına göre Kuran`da bir hüküm olmadığı halde kirve çocukları birbirleriyle evlenemezler. Bu tamamen geleneksel bir tutumdur.

Kızlara miras verilir fakat o hakkını erkek kardeşlerini bağışlar. Büyük erkek kardeş ise diğer erkek kardeşlere göre mirastan biraz daha fazla pay alır.

Elbastı halkına gör ``nevruz`` kavramı köyde bilinmezken 1990`dan sonra adı duyulmaya başlanmıştır. Halk inancına göre yeni yıla ``seri sali`` denir ve bugün Şubat`ın 13`üne denk gelir.

Kürk köyünde de kıza miras verilir. Ancak o genellikle hakkını erkek kardeşlerine bağışlar. Mirasın bölüşümü ise kura çekilerek yapılır. Bu âdete ``kureme`` denir.

Bu köyde de ``kirvelik`` vardır. Ancak Elazığ`nın Alev köylerinde olduğu gibi çok önemli olmamakla beraber, kirve çocukları birbirleriyle evlenmezler.

Dini bir hüküm olmakla beraber her iki köyde de ``mehir`` kavramı tam anlamıyla uygulanmış değildir. Türkiye`de yapılan bazı çalışmalarda da ``mehir`` kavramı ile başlık kavramı ya bilerek ya da bilmeden bir birine karıştırılmıştır. Bu tür tutumların gerisinde ``Türk Aile Hukuku`` ile ``İslam Aile Hukuku``nun birbirine benzerliğini ifade etme yahut gelenekleri önemsememe düşüncesi yatmaktadır. Her iki halde de varılan sonuç aynıdır. Kavram kargaşası meydana getirmek. Oysa örf ve adetler sosyal hayatımızda hayati öneme sahiptirler. Dolayısı ile bir sosyal gruptaki örf ve adetler yeni kuşaklara ``görülmek istendiği`` şekilde değil de ``mevcut olageldikleri`` şekilde tanıtılmaları gerekir. Başlık-kalın Türkler arasında İslamiyet`in kabulünden önce görüldüğü gibi, İslamiyet`ten sonra da ``mehir``le, hatta ondan daha etkili bir şekilde varlığını sürdürmüştür (Aksoy, 1990: 43).

Elazığ`nın diğer köylerinde de ``başlık-kalın``ın düğünlerde çok etkili, hatta bazen sert yapısına rağmen ``mehir``in o kadar etkili olmadığı tespit edilmiştir. Mesela Çakıl, Mirahmet, Yeni Konak, Ürünveren, Meşeli, Koruk, Sarycık, Höyük ve Alangören köylerinde ``çeyizin kız evinden alınarak erkek evine teslim edilmesine ``mehir`` denmiştir. Ergani`nin Değirmendere köyünde de mehir aynı anlamda kullanılmaktadır (Aksoy, 1996: 108?109,114?115).

Elazığ`nın bazı köylerinde de ``mehir``, ``başlık-kalın`` anlamında kullanılmaktadır. Mesela yaptığımız araştırmada ``mehir verdiniz mi`` sorumuza ``evet verdik`` denmiştir. ``Kime verdiniz ve mehir demektir`` sorumuza ise ``kızın babasına veya o yoksa yakınlarına verdik`` denmiştir (Aksoy, 1996: 115). Oysa ``başlık-kalın`` kızın babası veya yakınlarına verilebilmesine rağmen ``mehir``in mutlaka gelin olacak kıza verilmesi gerekir. Çünkü ``başlık-kalın``ın yapısı gelenekten kaynaklanırken ``mehir``in yapısı Kuran`dan kaynaklanmaktadır. Mehir ilahi yönü Nisa Suresi`nin 4, 20, 21, 24, 25`inci Bakara Suresi`nin 229 ve 237`dinci ayetlerinde dile getirilmiştir. Mesela Bakara Suresi`nin 237`dinci ayetinde ``kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları temas etmeden önce boşarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır``. Nisa Suresi, ayet 4 ``kadınlara mehirlerini gönül rızası ile verin; eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarsa onu da afiyetle yeyin``. Nisa Suresi, ayet 20 ``eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan dirine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayınız. Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alırmısınız``? Nisa Suresi ayet 25 ``Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir oldunuz ve onlar sizden sağlam bir teminat almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız``? Mehrin ilahi ve kesin bir hüküm olmasına rağmen yapılan saha çalışmasında ``başlık-kalın`` kadar etkili olmaması, geleneğin dini bir hükmün yerini alması ya da dini bir hükmün gelenekselleşmesi olarak yorumlanabilir. Çünkü ifade edilen çalışmada insanlar ``başlık-kalın``ın düğünden önce verilenine  ``mehr-i muaccel``, düğünden sonra verileni de  ``mehr-i müeccel`` olarak ifade etmişlerdir.

Dipnotlar:

Not: Bu makale Diyarbakır Valiliği tarafından düzenlenen ``I. Uluslar Arası Oğuzlardan Osmanlıya Diyarbakır`` sempozyumuna bildiri olarak (20-22 Mayıs 2004 Diyarbakır), Ankara, 2004.

* Bu konular da beni çalışmaya teşvik eden ve sürekli destekleyen, sayın hocam Prof. Dr. M. Fikret Gezgin`e saygı ve şükranlarımla...

1.      Aksoy, M., ``Sosyal Hayatımızdaki Başlık-Kalın ve Mehir Kavramlarının Sosyolojik Tahlili``, Türk yurdu Dergisi, 33. sayı, 1990.

2.      Aksoy, M., Kültür Sosyolojisi Açısından Doğu Anadolu, Tarih ve İslam Araştırma Vakfı Yayınları, İstanbul, 1996.

3.      Ali Kemali, Erzincan Tarihi, 1932.

4.      Derleme Sözlüğü, Cilt X, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1978.

5.       Eröz, M., Köy Sosyolojisi Meseleleri ve Yörük-Türkmen Köyleri, Harsi ve İçtimai Araştırmalar Derneği, İstanbul, 1966.

6.      Ergin, M, E., Urfa Folklorunda Düğün, Adana, 1973.

7.      Eröz, M., ``Türk Boylarında Kansız Kurban Geleneği``, Türk Kültürü Dergisi, 211-214. Sayı, 1980.

8.      Eröz, M., Doğu Anadolu`nun Türklüğü, İrfan Yayınevi, İstanbul, 1982.

9.      Eröz, M., Milli Kültürümüz ve Meselelerimiz, Doğuş Yayın ve Dağıtım, İstanbul, 1983.

10.  Eröz, M., Yörükler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul, 1991.

11.  Farizov, Türkçe- Kürtçe Sözlük (Çev. M. Demir), Öz-Ge Yayınları, Ankara, 1994.

12.  Fritz, Kürtlerin Tarihi (Çev. S. Şanlıer), İstanbul, 1992.

13.  Gümüş, A., Bizberyan ve Koyunluca ?GAP Bölgesinde Karşılaştırmalı Bir Köy İncelemesi- (Ç. Üni. SBE. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Adana, 1989.

14.  Kafesoğu, İ., Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1998.

15.  İbn Fazlan Seyahatnamesi (Haz: R. Şeşen), Bedir Yayınevi, İstanbul, 1975

16.  İdrisi, H., ``Azerbaycan`da Evlenme Merasimleri ve Folklorik Yönden İncelenmesi``, I. MTHEFK., Konya, 1989.

17.  İnan, A., Tarihde ve Bugün Şamanizm, Türk Tarik Kurumu Yayınları, Ankara, 1986.

18.  Kafesoğlu, İ., ``Türkmen Adı, Manası vr Mahiyeti``, Jean Deny Armağanı (Haz. J. Eckmann; A.S. Levent; M. Mansuroğlu), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1958.

19.  Kartal, B., Bırukan Aşireti Üzerine Bir Araştırma (İ. Üni. Ede. Fak. Sosyoloji Bölümü Basılmamış Lisans Tezi), İstanbul, 1970?1971.

20.  Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lûgat-İt- Türk Tercümsesi, III. cilt (Çev. B. Atalay), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1986.

21.   Kenanoğlu, A.,-Onarlı, İ., Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Türkmenleri, Hubyar Sultan Kültür ve Tanıtma Derneği Yayınları, İstanbul, 2003.

22.  Köprülü, F., Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Diyanet işleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, Basım Tarihi Yok.

23.  McDowall, D., Kürtler (Uluslar arası Azınlık Hakları Raporu), Avesta Basın Yayın, İstanbul, 2000.

24.  Niyazi, M., Millet ve Türk Milliyetçiliği, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2000.

25.  Ögel, B., Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Kömen Yayınları, Ankara, 1979

26.  Özer, A., Doğu Anadolu`da Aşiret Düzeni, Boyut Yayınları, İstanbul, 1990.

27.  Sümer, F., Oğuzlar, Ankara Üniversitesi DTCF yayınları, Ankara. 1972.

28.  Şemsettin Sami, Temel Türkçe Sölük (Haz: M. Tulum ve diğerleri), Tercüman Yayınları, İstanbul, 19985.

29.  Tacar, P., Kültürel Haklar Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye İçin Bir Model Önerisi, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1996.

30.  Türkay, C., Başbakanlık Arşiv Belgeleri`ne Göre Osmanlı İmparatorluğu`nda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar, Tercüman Kültür Eserler Serisi, İstanbul, 1979.

31.  Türkçe/Kürtçe Sözlük (Haz. F. Kakioğlu), Sosyal Yayınları, İstanbul, 1992.

32.  Vambery, A., Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi (Haz. N. A. Özalp), Ses Yayınları, İstanbul, 1993.

33.  Ünal, M. A., XVI. Yüzyılda Çemişgezek Sancağı, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1999.

34.  Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi (Haz. İ. Aka; K. Y. Kopraman), Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1976.

35. Ziya Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler, Sosyal Yayınları, İstanbul, 1992.


Powered by Kürşad KARA