Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1249572
Bugün : 116
Türkiye`de Kirveliğin Kültür Sosyolojisi Açısından Tahlili

                                                             Mustafa Aksoy

 

            Sosyal-kültürel kavramlar rastgele değil, belirli kurallara ve ölçülere göre meydana gelmektedir. Bu nedenle sosyal hayattaki kavramların özelliklerini ortaya koymak, bir bakıma iğne ile kuyu kazmaya benzer. Çünkü sosyal dünya, sanılanın aksine, determinist ve pozitif karakterli değildir. Bundan dolayı,  bir kavram aynı ülkede, hatta aynı il, ilçe ve köyde farklı farklı algılanabilmektedir. Belki de bu anlayışın en çarpıcı örneğini, kirvelik meydana getirmektedir.

 

            Bilindiği gibi kirvelik, sünnet geleneği ile ilgili sosyo-kültürel bir kurumdur. Yani kirveliğin olması için her şeyden önce ``sünnetin``, daha doğrusu ``hitan``ın olması gerekir.

 

            Sünnet`in lügat manası işlek yol olup, geniş manada Allah`ın yolunu veyahut da insanın âdet haline getirdiği iyi veya kötü davranış ve hareketlerini ifade eder. Kur`an`da bu tabir bütün bu manalarda kullanılmıştır(1) Ayrıca sünnet ``gulfenin kesilerek alınması`` manasında da kullanılmıştır. Bu manada sünnete ``hitan`` denir(2). Hitan konusunda Wensinck, şu bilgileri ifade eder: ``Hitan, sünnet lisan al-arab (h-t-n maddesi)`a göre bu tabir hassaten erkeklerin sünneti hakkında kullanılır; kadınların sünneti için ayrı bir kelime vardır ki o da `hafz` dır``. Wensinck bir de Buhari`den ``eğer iki sünnet yeri birbiriyle temasta bulunursa gusl lazımdır`` hadisini nakleder. Yine Wensinck`a göre ``hitan eski Arabistan`da umumi bir adet idi``. Diğer taraftan ``hitan`` Wensinck`a göre Kur`an`da değil, hadislerde ve şiirlerde ifade edilmiştir(3).

 

            Sünnet yani hitan eskiden beri bir çok kavim tarafından kullanılagelmiştir. Meselâ Meydan Larousse`a göre yahudiler, müslümanlar ve bazı Afrikalılar tarafından tatbik edilmiştir. Hıristiyanlar arasında ise sadece Habeşistan kilisesine bağlı olanlar bu geleneği tatbik etmektedir. Ana Britannica`ya göre de başta müslümanlar ve yahudiler olmak üzere, dünyanın her yerinde çeşitli geleneksel sosyal gruplarda ve bazı hıristiyanlarda kullanılmaktadır. Wensinck`a göre de hitan Mısırlılar, Araplar, İsrailliler, Edomiler, Muabıtlar, Ammaniler gibi, eski kavimlerce yerine getirilen bir ayindir(4).

            İslâm dinin de hitanın erkekler için vacip kabul edilmesine rağmen, bu konuda farklı görüşler vardır. Meselâ İmâm fiâfî`ye göre ``hitan`` erkekler için de, kadınlar için de vaciptir. İmâmı Mâlikî`ye göre ise sünnettir.  ``Kadınların sünneti`` için da Arapça`da ``hafz`` tabiri kullanılır(5). Bu konuda Ana Britannica`da şu bilgiler yazılıdır: ``Klitoridettomi olarak adlandırılan kadın sünneti (Arapça hafz),  farklı topluluklarda farklı biçimlerde uygulanan ve klitorisin bir bölümü kesilerek gerçekleştirilen, gene törensel bir uygulamadır. Yeni Gine, Avustralya, Malakka takım adaları, Etiyopya, Mısır ve Afrika`nın başka kesimleri, Brezilya, Meksika ve Peru`da, ayrıca Ortadoğu, Afrika, Batı Asya ve Hindistan`da yaşayan çeşitli müslüman topluluklarda yaygındır``(6).

 

            Bu ifadelerden anlaşılması gereken, sünnetin yani ``hitan`` ve ``hafz``ın bilhassa geleneksel topluluklarda yaygın olduğu, dinî anlamda ise yahudiler ve müslümanlarca kabul gören, daha doğrusu gerçekleştirilmesi zarurî olan bir sosyal olaydır. Ancak Anadolu`da ``hitan``a sünnet dendiği ve İmam Şafî`nin hükmüne rağmen şafî kadınların niçin sünnet (hafz) olmadığı araştırılması gereken önemli konulardan biridir.

 

            Şüphesiz kirvelik kurumu doğrudan sünnetle (hitan) alakalı olmasına ve ondan kaynaklanmasına rağmen çok ayrı özellikler sergiler. Bu nedenle kirvelik kurumunun arkasında olan ve temel aldığı sosyo-kültürel yapıya dikkat etmek gerekir. İşte burada da karşımıza ``kültür sosyolojisi`` çıkar.

 

            Kirvelik konusunda ülkemizde yapılan iki önemli çalışmada da, bu kelimenin etimolojik anlamı verilmemiştir. Meselâ ülkemizde kirvelik konusunda yazılı tek kitabın sahibi Kudat, ``Kirvelik`` adlı eserinde kirveliğin menşei hakkında bir yargıya varmasa bile, İran ve Azerbaycan`da en yaygın şekilde kullanıldığını da, Doğu Anadolu`da da olduğunu ifade ederken etimolojisine hiç girmemiştir(7). Önemli bir diğer eser ise Türkdoğan`a ait olan geniş muhtevalı bir makaledir. Türkdoğan, bu kelimenin kaynağı hakkında kesin bilgiye varmamız şimdilik mümkün olmamakla beraber, ``Kir`` Farsça`da ``tenasül organı``, ``Kirou``, ``tutmak, muhafaza etmek`` anlamına gelir(8)  der. Kelimenin bu bilinmezliğine rağmen, kirvelik Türkdoğan`a göre, Ardahan`dan Sivas`a kadar olan sahada yani Erzurum, Kars, Erzincan, Artvin, Elazığ, Malatya, Maraş ve Bakü-Amasya çizgisinde yaşayan Karapapaklar`da; Tunceli, Bingöl, Adıyaman, Diyarbakır, Çorum, Kayseri, Mersin, Adana, Tokat ve Yozgat illerinde çok yaygındır. Ayrıca 1969`da Türkdoğan`ın Trakya bölgesinde yaptığı saha araştırmasındaki tesbitine göre, ``Bulgaristan`ın Fotin ve Kırcaeli yöresinden gelip Çorlu (Tekirdağ), Pınarhisar (Kırklareli) ve Lüleburgaz (Kırklareli)`a yerleşen Alevi Türkleri`nde, kirvelik terimi bütün özelliğini muhafaza etmektedir``. Diğer yandan Türkdoğan, ``İran Azerbaycan`ında, bilhassa Rizaiye şehrinde kirvelik yaygındır. Fakat belirli fonksiyonu yoktur``(9) demektedir. Tokat`ın Almus ilçesinde ve köylerinde de ``kirve`` tabiri kullanılır ve kirvelerin çocuklarının birbirleriyle evlenmeleri kesinlikle yasaktır. Genelde birçok yerde olduğu gibi, Zara`da da ``kirve`` olanlar birbirleriyle kardeş olur(10).

 

             Kudat ise 1974`te yayınlanan eserinde, Doğu Anadolu`ya yaklaşıldıkça kirveliğin yaygınlaştığını ve öneminin arttığını belirterek, Adana`da kirveliğin çok tutulduğunu; Kars, Sivas, Mersin ve Hakkari`nin çevrelediği alanda en yaygın olduğunu ve bu yörelerin dışında kirveliğin bilinmediğini belirtir(11). Kudat, adı geçen eserinde Türkdoğan`ın çalışmasından bahsetmediği gibi, Türkçe yazılı eserlerde, sadece Nur Yalman ve Cahit Tanyol`un birer makalesine -ilgileri çok uzak olmasına rağmen- atıfda bulunulmuştur.

 

            Kirve kavramı Anadolu`nun çeşitli yörelerinde farklı ağızlarla da olsa, söylenegelmiştir. Meselâ kirve: ``Sünnet olan çocuğun elini koluna tutan ve çocuk üzerinde babalık hakkı olan kimse`` Emirdağ/Ayfon, Amasya ve köyleri, Giresun, Artvin, Kırşehir, Narman/Erzurum, Diyarbakır, Nazmiye/Tunceli, Urfa, Nizip/Gaziantep, Bor/Niğde; ``İsim babası`` anlamında Gavurdağ-Osmaniye/Adana; ``Sağdıç`` anlamında Urfa, Niğde; ``düğünde damadın yanında duran güzel giyimli çocuk`` anlamında, Samsun, Amasya; ``bacanak`` anlamında Erzincan. Aynı kavram, yani bacanak Şebinkarahisar/Giresun, Bor/Niğde`de ``kivre`` ``olarak geçer. Avanos/Nevşehir`de, ``kirvelemek``, söyleşmek, konuşmak; Vazıldan-Divri/Sivas`ta da ``kirve``, ``Kürt`` anlamında kullanılır(12). Göle/Kars`ta ``kirve``, ``krva-kirva`` şeklinde de söylenir(13). Van merkezi ile Muradiye ve Gürpınar ilçelerinde yarı göçebe yaşayan Burukan aşireti arasında, kirve`ye ``kiriv`` veya ``kirva``(14), Elazığ merkez köylerinden Sun ve Hal`de ``küvre``(15), Kars yerlilerince ``kirva``, Terekemelerce ``kirve``, Musul bölgesi Telafur Türkleri`nce ``kirev`` denir. Kerkük Türkleri arasında ise bu kelimenin bilinmediği belirtilmiştir(16). Ermeniler`de ise güveyin sağdıcına ve çocukların vaftiz babalarına ``kirve`` derler(17). Divriği ilçesinde de kirve yerine ``kirva`` denilirken, Yozgat`ta ``kirve`` kelimesi kullanılır(18).

 

            Kirvelik Anadolu`da geniş bir alanda görülmektedir. Meselâ ``Sivas ilinin doğusu kirvelik geleneği için sınır gösterilse de, ilin batısındaki illerde de kirveliğin görüldüğü (Yozgat, Çorum, Amasya, Tokat illerinde), Sivas`ın doğusunda kalan bazı bölgelerde az da olsa bu geleneğin uygulanmadığını söyleyebiliriz. Örneğin Sivas`ın Zara, İmranlı, Gürün, Divriği gibi kazalarında çok yaygın olan kirveliğin, Hafik`te ve bazı merkez köylerde, Şarkışla ve Yıldızeli`nde uygulanmadığı görülür. Hatta bu yöreden Gölcük köyünde, sünnet olan çocuğu anası bile tutar``(19). Aynı anlayış bu satırların yazarının ilçesi olan Kadirli`de de görülür. Meselâ bazen tören yapılarak, bazen de hiç yapılmadan ve ``kirve`` dahi olmadan, kadın-erkek fark etmeden, birinin erkek çocuğu tutması ile sünnet yaptırılır.

 

            Alikan aşireti üzerinde 1965-1966 yıllarında araştırmalar yapmış olan Beşikçi: ``Anadolu`nun bir çok yerinde görülen kirvelik geleneğine göçebelerde rastlanmamaktadır. Kanımca göçebeler birbirleriyle çoğu zaman kan akrabası durumunda oldukları için bunu bir de kirvelik yolu ile kuvvetlendirmeyi lüzumsuz hissetmişlerdir``(20) diyerek dikkatlerimizi çeker.

 

            Sosyal realiteleri kişisel fikirlerle izah etmek büyük hatalara neden olur. Bu yüzden özellikle saha araştırmalarında, araştırmacılar çok dikkatli olmalıdır. ``Kanımca``, ``bana göre``, ``ben böyle düşünüyorum`` vb. tabirler, araştırmacının en sonrada kullanması gereken ifadelerdir. Sosyolog, her şeyden önce, olanı olduğu gibi tanımlamalıdır. Bu nedenle Beşikçi`nin yukarıdaki görüşüne katılamıyoruz. Çünkü yazarın da belirttiği gibi, az da olsa aşiret dışından evlenmeler olmaktadır(21). Dolayısıyla aşiretin, aşiret dışı dostları da vardır. Bu nedenle kirve de dışarıdan seçilebilir. Zaten genelde kirveler yakın arkadaşlar arasından ve/veya köy dışındaki kimseler arasından seçilmektedir. Diğer taraftan Alevi inancına sahip olmayanlarda, kirvelerin çocuklarının evlenemeyeceği konusunda kesin ve yaygın bir kanaat yoktur. Öyleyse Alikanlar`da kirveliğin olmamasının diğer sebepleri irdelenmeliydi.

 

            Gökalp`e göre, kirvelik eski Türkler`deki ``potlaç`` geleneğinin Anadolu`daki görünümüdür(22). Özen`e göre de kirvelik bir Türk geleneğidir(23). Yund ise ``eski yaygın Türk inancı, şamanlıkta ve geleneklerde sünnet olma diye bir olayla karşılanmaz...Türkiye Türkleri sünneti müslümanlıkta bulmuşlardır``(24) der. Hınçer de ``Türkler müslümanlığı kabul ettikten sonra sünnet olma geleneğini de benimsediler``(25) diyerek Yund`la aynı fikri müdafaa eder. Kırzıoğlu ise kirveliğin İran ve Araplar`da görülmediğini, fakat Anadolu`daki Yezidi, Alevi ve sünnilerce bilindiği belirtir(26). Dolayısıyla Kırzıoğlu kirveliği, Anadolu kültürünün bir unsuru olarak ifade eder.

 

            Elazığ ve Ağrı`nın köylerinde yaptığımız araştırmaların sonucu ise, bizde kirveliğin Alevi inancıyla yakın ilgisi olduğu kanaatini uyandırdı. Çünkü araştırmada Alevi inancına sahip köylerde, bu geleneğin daha canlı ve  sert olduğunu müşahade ettik. Bazen sünni köylerde de bu özellikler görülse bile, kaynağının Alevilik olma ihtimali yüksektir. Çünkü sünniler için kirveliğin kaynağı meçhulken, Alevi köylülere göre kirvelik, ``peygamber dostluğu`` dur ve Hz. Muhammed`in torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin`i sünnet ettirerek, onların kirvesi olmasından kaynaklanmaktadır. Bu anlayışa Varto ve Divriği`de de inanılır(27).

 

            Kirveliğin Alevi menşeli olduğu görüşümüzü etkileyen en önemli faktörlerden birisi, Elazığ`ın merkez köylerinden sünni Yeni Konak ile bu köye bir kilometre uzaklıkta olup da, yarısı sünni yarısı Alevi olan Şabanlı köyü arasındaki farktır. Şabanlı`daki Alevi kirveler kız alıp vermezken, sünnilerde böyle bir yasak yoktur.

 

            Yeni Konak`ta kirveye ``kırif`` denir ve kirveler, Şabanlı köyündeki sünnilerde olduğu gibi, birbirlerinden kız alıp verirler. Alevi Koruk ve Aydıncık köylerinde de, Şabanlı köyündeki Alevi kirvelerde olduğu gibi kız alıp verilmez. Alevi Aydıncık köylülerine göre, kirvelik peygamber sevgisinden kaynaklanır ve sülale boyunca sürer. Yani kirve, kirve olduğu insanın bir başka çocuğunun sünnetinde bulunmayacak uzaklıktaysa, onun izni alınmadan ya da tayin ettiği biri olmadan, sünnet yaptırılamaz.

 

             Kirveliğin bu kadar önemli olmasının bir nedeni, kirvenin aynı zamanda sünnet olan çocuğun ilerde sağdıcı da olmasıdır. Keban`ın Sağdıçlar köyünde kirveye ``küvre`` denir ve küvre aynı zamada sağdıç demektir. Keban`ın sünni olan Bahçe ve Çalık köylerinde kirveler kız alıp verirken, kirveye de ``kıriv`` derler. ``Kıriv`` aynı zamanda ``sağdıç`` anlamındadır. Aynı ilçenin Alevi olan Büklümlü köyünde ise kirveler kız alıp vermezler ve kirve aynı zamanda ``ikrar`` anlamını taşır. Elazığ`ın Yedigöze ve Bölükçalı köyünde de ``kürve``, ``sağdıç`` anlamındadır. Ve kirve evlenecek çocuğun aynı zamanda sağdıç adayıdır(28). Yukarıdaki genel anlayış, araştırmamıza konu olan bütün Alevi köylerinde görülür.

 

            Koşay da sağdıç`a Sivas çevresinde kirve dendiğini belirtir(29). Urfa`da da sağdıç yerine ``küvre`` tabiri kullanılır. Bu kirve aynı zamanda sünnet düğününde ``kirve`` olan kimsedir(30). Dobruca Türkleri`nde de güvey, ``kivey`` olarak ifade edilir(31).

 

            Ağın ilçesinin Alevi Dibekli köyünde de, kirveler kardeş sayılır. Aynen merkez köylerinden Aydıncık`ta olduğu gibi kirvelik sülale boyunca sürer ve kirve düğüne ve sünnete gelemezse, onun tayin ettiği biri kirvelik vazifesini yerine getirir. Fakat vekiller, kirveler gibi bacı-kardeş sayılmazlar. Yani onların çocukları birbiriyle evlenebilirler. Aynı ilçeye bağlı ve komşu köy olan Saraycık köyünde ise kirvelik pek önemli değildir. Ancak Dibekli köyüne bir kilometre uzaklıkta olan sünni Yedibağ köyünde, kirvelik Dibekli`dekine benzer, fakat burada sülale boyunca sürmez.

 

            Palu`nun bütün köyleri sünni, daha doğrusu şafi olup, kirvelik bu köylerde hiç de önemli bir kurum değildir. Bu durumu Durmuşlar, Üçdeğirmenler ve Gökdere köylerinde yaptığımız araştırmalarda ve Halk Eğitim Müdürü ile yaptığımız görüşmede tespit ettik. Adı geçen köylerde herkesin kirvelik hakkında Hz. Peygamberi`n bağlayıcı bir sünnetinin olmadığını beyan etmeleri önemlidir. Bu anlayışın arkasında, yörede ki yaygın medrese geleneğinin etkisinin olma ihtimali kuvvetlidir.

 

            Baskil`in sünni olan Höyük, Alangören ve Karakaş köylerinde kirveye ``kıriv`` denilir. Bu köyler ile Sivrice`nin sünni ve Beydili aşiretinden olan Kürk köyünde de kirvelik önemli olmadığı halde, kirveler kız alıp vermezler.

             Maden köylerinden sünni Tekevler köyünde kirveye ``kerva`` denirken, Kaşlıca`da ``kirve`` denir ve Tekevler`de kirvelik Kaşlıca`daki gibi önemli değilken, yani kız alıp verilirken, Kaşlıca`da kız alıp verilmez.

 

            Kovancılar ilçesinin Çaybağı ve Değirmentaş köyleri sünni olup, kirvelik önemli değildir. Fakat Değirmentaş köyünün mezrası olan Yünlüce Alevi olup, burada kirvelik önemli olduğu gibi, kirveler kız alıp vermezler. Çaybağı köyüne komşu ve uzaklığı bir kilometre olan sünni Kacar köyünde ise kirveler kız alıp vermez.

 

            Kovancılar`daki İğdeli, Gülaçtı, Kavak, Taşören köyleri ile ilçe merkezinde oturan Beritanlılar ise kirveliğe önem vermezler ve kız alıp verirler.

 

            Karakoçan köylerinden sünni Mirahmet, Kızılpınar ve Yüzevler köylerinde kirvelik önemli olmamakla beraber, Kızılpınar köylülerine göre, ``kirveliğin temelinde Alevilerle sünniler arasında yakınlık kurmak yatar. İslâm anlayışına göre kirvelikle kardeş olunmaz, bu hurafedir``.

 

            Ağrı`nın merkez köylerinden sünni Ozanlar, Aşkale ve yarısı Karapapak olan Tezeren köylerinde önceleri kirvelik çok önemliyken, günümüzde önemini yitirmiştir. Ancak kirveler hâlâ kız alıp vermezler. Eskiden bu köylerde kirvelik, kardeşlikten öndeyken, günümüzde sadece sosyal ilişkileri pekiştirici bir rolle sınırlandırılmıştır. Fakat Taşlıçay ilçesinin, halkı Karapapak ve sünni olan Geçitveren köyünde ise kirvelik hâlâ çok önemlidir. Bu köyde kullanılan, ``kirvenin damının üstüne çıkılmaz``. Yani onun kızı kızım, oğlu oğlumdur, ona kötülük yapılmaz deyimi kirveliğin önemini ifade etmektedir. Ayrıca Posof/Kars köylerinde de ``kirvenin damından ve kapısından don-gömlek geçilmez``(32) deyimi kullanılmaktadır.

 

            Kirveliğin en önemli fonksiyonlarından biri, yukarıdaki ifadelerden anlaşılacağı gibi, iki aile ya da aile grupları arasında yakınlık sağlamaktadır. Özer 1987 yılında Van`ın merkezi ile Muradiye ve Gürpınar ilçelerinin köylerinde yaşayan, kısmen göçebe olan sünni Burukan aşiretleri arasında da aynı özellikleri tespit etmiştir. Ona göre, ``aşiretteki kirveliğin yaygın kirvelik anlayışından farkı, kirve olan kişi kendisi yalnız değil tüm ailesi veya aşireti ile kirvesi olduğu aşiretin veya ailenin yakın bir akrabası gibi görülür... Kan davası sona erdikten sonra tamamen unutturulmak istendiğinde başvurulan en etkili yollardan biri de kirvelik kurumunu devreye sokmaktır``(33).  Doğu Anadolu`da özellikle Tunceli, Erzincan, Kiğı, Bingöl, Varto, Pülümür ve Kars Göle`de yaşayan Alevi Lolan oymağında da kirvelik aynı fonksiyonlara sahiptir(34).

 

            Mardin`de de kirveye ``kirip`` denir ve kirve, Elazığ`ın özellikle Alevi köylerinde olduğu gibi, erkek çocuğun yetişmesinde, kızın istenmesinde ve düğününde önemli fonksiyonları icra eder(35).

 

             Kirveliğin önemli fonksiyonlarından biri de, gayri müslimler ile yakınlık sağlamaktır. Meselâ yukarıda bahsettiğimiz Burukan aşireti arasında yapılan bir başka çalışmada, Ermeniler`le kirvelik yoluyla ilişkiler kurulduğundan bahsedilmiştir(36). Mardin bölgesinde söylenen ``kirvem`` adlı bir türküde de, ``Kurmançca`` konuşan bir erkek çocuğunun, Yezidî kirvesinin kızına olan aşkı işlenir. Türküde erkek ``kivre-krive``, kız ise ``krivo`` tabirini kullanır. Ayrıca bu türküde, gençlerin evlenmesini, kirvelik ile birinci derecede dinî inançların engellediği vurgulanmaktadır.

 

            Kirveler arasındaki evlilik yasağı, ya da evliliğe hoş bakmama anlayışı Burç köyü/ Viranşehir Yezidilerinde de görülür. Yezidilerde kirveler arasında evlenme yasağı olduğu için ``...Burç köyü sakinleri kendi şeyhlerini kirve seçer. Zaten inançlarından dolayı şeyh ailesi ile evlilik yasağı olduğundan kirvelik fazla zarar getirmemektedir. şeyh dışında çevre müslüman köylerden kişiler kirve olarak da seçilir``(37).

 

            Yezidilerle ilgili yapılan bir başka çalışmada da, sünnetin vaftizden kısa bir süre sonra yapıldığı belirtilmiştir. Yezidiler`de çocuk ölü doğsa dahi sünnet yapılır ve kirve çocukları evlenemez. Bu nedenle kirve nikâh düşmeyen pir, şeyh gibi kimselerden seçilir. Onlardan kirve bulunmadığı zaman, sünnilerden kirve seçilir(38). Bu ifadelere göre, kirveliğin çok önemli olduğu sosyal gruplarda gençlerin evliliğine birinci derecede inancın engel olması, burada dinî anlayışın, gelenekten daha etkili olduğunu göstermektedir. Diğer yandan Aleviler ile Yezidiler`deki kirvelik anlayışının benzerliği, sosyal bilimcileri düşündürmesi gereken çok önemli bir husustur.

 

            Sonuç olarak kirvelik kavramı, Anadolu`da çeşitli bölgelerde görülmesine rağmen, özellikle Aleviler arasında daha etkilidir. Ayrıca genelde kirvelik, sünnet düğünü masraflarının bir başkası tarafından karşılanması ile dostluğu ifade eder. En önemli fonksiyonlarından biri ise , taraflara statü kazandırmaktır. Statü kazanmak iki taraflıdır. Yani erkek çocuk sahibi, A şahsını kirve yapmakla o kişi bir statü kazanırken, aynı zamanda kirve vasıtasıyla çocuk ailesi de statü kazanmaktadır. Bunun dışında sünnet olan çocuk ailesinden başka güvenebileceği bir şahsa ya da aileye daha sahip olmaktadır. Çünkü kirve ilerde çocuğun yetişmesinde, evlenmesinde (sağdıç anlamında kullanıldığını hatırlayalım) önemli fonksiyonlara sahip olacaktır.

 

            Kirvelik kurumunun fonksiyonlarından bir diğeri de, ``sosyal kontrol`` ve ``sosyal barış``ı sağlamasıdır. Eski Erzincan valisi Ali Kemali bu durumu şöyle anlatır: ``Kirvalık, katil tarafına mensup bir çocuğun maktul tarafına mensup herhangi bir kişinin kucağında sünnet edilmesiyle meydana gelen ilişkidir ve çok yaygındır``(39). İşte bu anlayışa bağlı olarak yukarıda ifade edildiği üzere, genelde Aleviler, kirvelerini sünnilerden; sünniler de, Aleviler ve Ermeniler ile Yezidiler`den; Yezidiler de müslüman (Alevi-Sünni) lardan seçmişlerdir. Bu nedenle sosyal gruplar arasında yakınlaşmalar, daha doğrusu sıhrî akrabalıklar kurulmuştur.

 

            Kısaca bir sosyal kurum olan kirveliğin başlı başına incelenmesi gerekir. Meselâ ``kirov`` Farsça olduğu halde, niçin İran`da kirveliğin yaygın olmadığı ve Anadolu dışında da sünnet geleneği olduğu halde, niçin Anadolu`da ve özellikle Aleviler`de çok canlı ve etkili olduğu, ayrıca Ermeniler (bilindiği üzere Ermeniler`de sünnet geleneği yoktur.) ile Yezidiler`deki kirvelik anlayışının nereden kaynaklandığı, aydınlatılması gereken,  önemli  problemlerdir.

 

DİPNOTLAR

1.         Hamidullah, M., ``Sünnet Mad``. İ A., C. XI, s. 242.

2.         Hamidullah, M., a. g. m., s. 245.

3.         Wensinck, A. J., İ A., ``Hitan Mad``. C. V, s. 543-544.

4.         Meydan Larouse, ``Sünnet Mad``.  C. XI, s. 660, 661.

            -Ana Britannica, ``Sünnet Mad``. C. XX, s. 186.

            -Wensınck, A. J., a.g.m., s. 545.

5.         Wensınck, A. J., a.g.m., s. 543-544.

6.         Ana Britannica, C. II, s. 186.

7.         Kudat, A, Kirvelik, Ank., 1974, s. 68-72.

8.         Türkdoğan, O., ``Türklerde Kirvelik ve Sünnet Geleneği``, Türk Kültürü Araştırmaları, Ank., (1966-1969), 1973, s. 202.

9.         Türkdoğan, O., a.g.m., s. 200-201.

10.       Ulu, E., 100. Yılında Almus, İst., 1987, s. 113.

            -Acar, İ. H., ``Zara`da Sünnet Düğünleri``, Sivas Folkloru Dergisi, S. 48, 1976, s. 14.

11.       Kudat, A., a.g.e., s. 12.

12.       Derleme Sözlüğü, C. VII., s. 2883-2884.

13.       Artan, G., ``Kirvelik``, TFAD., S. 120. 1953, s. 2021.

14.       Özer, A., Doğu Anadolu`da Aşiret Düzeni, İst., 1990, s. 98

15.       Erdentuğ, N., Sun Köyünün Etnolojik Tetkikleri, Ank., 1959, s. 54.

-Erdentuğ, N., Hal Köyünün Etnolojk Tetkikleri, Ank., 1983, s. 95.

16.       Türkdoğan, O., a. g. m., s. 202.

17.       Kırzıoğlu, F., Kars Tarihi, C. 1, İst., 1953,            s. 504-505.

18.       Özen, K., ``Divriğ Köylerinde Kirvelik Geleneği``, Foklor ve Etnografya Araştırmaları (Haz. İ. G. Kayaoğlu), İst., 1975, s. 239.

            -Uslu, M., ``Yozgat`ta Sünnet Düğünü Gelenekleri``, Sivas Folklonu Dergisi. S. 72, 1985, s. 19-20.

19.       Üçer, M., ``Anadolu`da ve Sivas`ta Sünnet Gelenekleri ve Kirvelik``, Sivas Folkloru, S.67,  1978, s. 10.

20.       Beşikci. İ., Doğuda Değişim ve Yapısal Sorunlar-Göçebe Alikan Aşireti-, Ankara, 1969, s. 192.

21.       Beşikçi, İ., a.g.e., s. 68.

22.       Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi (Haz. İ. Aka, K. Y. Kopraman), İst., 1976, s.75.

23.       Özen, K., a. g. m., s. 239.

24.       Yund, K., ``Tarih Boyunca Türklerde Sünnet Olma Geleneği II``, TDTD., S. 38,1990, s. 45.

25.       Hınçer, İ., ``Sünnetin Tarihçesi ve Sünnet Düğünleri``, TFAD., S. 268. 1971, s. 6139.

26.       Kırzıoğlu, M. F., Kürtlerin Türklüğü, Ankara, 1969, s. 121.

27.       Fırat, M. fi., Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Ankara, 1970, s. 243.

            -Özen, K., a. g. m., s. 240.

28.       Akyazı, E., Sağdıçlar Köyünün Monografik İncelenmesi (F. Ü. Fen-Ed. Fak. Antropoloji Bölümü Yayınlanmamış Lisas Tezi), Elazığ, 1987, s. 20.

            -Yeşilgül, A., Yedigöze Köyünün Etnolojik Tetkiki (F. Ü. Ed. Fak. Antropoloji Bölümü, Yayınlanmamış Lisans Tezi), Elazığ, 1982, s. 37.

            -Karaaslan, A., Bölükçalı Köyünün Monografisi (F. Ü. Ed. Fak. Sosyoloji Bölümü Yayınlanmamış Lisans Tezi), Elazığ, 1989, s. 43.

29.       Koşay, H. Z., Türkiye Türk Düğünleri Üzerine Mukayeseli Malzeme, Ank., 1944, s. 262.

30.       Ergin, M. E., Urfa Folklorunda Düğün, Adana, 1973, s. 29,55,48,35.

31.       Ülküsal, M., Dobruca ve Türkler, Ank., 1966, s. 93.

32.       Aydınoğlu, G., ``Posof`ta Evlenme ve Sünnet Düğünü Geleneği``, TFAD., S.271, 1972, s. 6227.

33.       Özer, A., a.g.e., s. 98.

34.       Kocadağ, B., Lolan Oymağı ve Yakın Tarihi, İst., 1987, s. 9-33,258.

35.       Güler, A., ``Dirican Aşiretinde Çocuk Eğitimi``, F. Ü. Ed. Fak. Dergisi, S. l, Elazığ 1981, s. 130-132.

36.       Yurt Ansiklopodisi, C. VIII , s. 5823.

37.       Kartal, B., Sosyolojik Açıdan Burukan Aşireti Üzerine Bir İnceleme, (İ.Ü. Edebiyat Fak. Sosyoloji Bölümü, Yayınlanmamış Lisans Tezi), İst., 1970-1971, s. 3.

38.       Boğazlıyanlıoğlu, D., Burç Köyünün Monografisi (A.Ü., DTCF., Sosyal Antrapoloji Kürsüsü Yayınlanmamış Lisans Tezi), Ank., 1988. s. 34.

39.       Beysanoğlu, Ş., İnançları, Gelenek ve Görenekleri ile Yezidiler, Ank., 1988, s. 30.

40.       Ali Kemali, Erzincan Tarihi, İst. 1932, s. 199.


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA