Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1249519
Bugün : 63
Mehmet Eröz Armağanı Vesilesiyle Eröz’ü Anlamak

Mustafa Aksoy

Osman Yorulmaz

Yazmak aslında bir bakıma meydan okuma veya düşünülenin kayıt altına alınmasıdır. Ancak kayıt altına alınan bilgiler zamanın akışı ve yeni araştırmalara bağlı olarak zamanla değişebiliyor.

Eröz, nitelikli makaleler ve kitaplar yazmış ve neredeyse yazdıklarının önemli bir kısmı Türkiye’de bir ilki teşkil etmiştir. Fuat Köprülü gibi kendi kendini tashih eden nadir akademisyenlerden biridir.

Türklerin Kürtleşmesi” ya da “Kürtleşen Türkler” kavramı Eröz’e aittir. Akademik hayata atıldıktan sonra yazdığı, “Kürtlerin Menşei ve Türkmenlerin Kürtleşmesi” (1) isimli üçüncü makalesi ile Türkiye’de ilk defa “Türklerin Kürtleşmesi” kavramı kullanılmıştır. Günümüzde “Kürtleşen Türkler”, “Türk Kürtleri”, “Zaza Türkleri” gibi kavramlar Eröz’ün söz konusu makalesinden hareketle kullanılmaktadır.

Eröz, araştıran, anlamaya çalışan, anladıklarını da yazılarına yansıtan birisidir. Kendi kendini tashih etmekten çekinmemiştir. Bahse konu makalenin yayım tarihinden on sene sonra yazdığı kitabında (2), “Hasan Hayri Bey, ve Şerif Fırat gibi, Ziya Gökalp de “Kürtleşme” hadisesinden bahseder. Buna biraz ileride dokunacağız. Vaktiyle biz de aynı şekilde bir “Kürtleşme” hadisesinden bahsediyorduk. Fakat sonraki araştırmalarımızın ışığında, bu kültür değişmesine böyle bir karşılık bulmanın doğru olmadığı kanaatına vardık. Aşağıda, “Kürt”  kelimesi ile ilgili kaynakları değerlendirdiğimizde, bu husus daha açık olarak görülecektir. Bundan dolayı biz vetireye (prosese), “Yabancılaşma”, “Türkçeyi kaybetme” adını veriyorur”  diyerek kendi kendini tashih etmiştir.

Bu husus Türkiye’de bilimin ve araştırmanın nasıl yapıldığını bizlere gösteren güzel örneklerden biridir.

Eröz, Doğu ve Güney Doğu Anadolu hakkında yapılacak araştırmalar için “mes’elenin daha sistemli bir şekilde incelenmesi, uzun çalışmaları gerektirmektedir. Tarihî, etnografik ve dille ilgili bütün vesikalar aranmalı; yerinde cemiyet ve kültür araştırmaları yapılmalıdır” (3) der. Aslında Eröz’ün önerdiği metot bilimler arası bir anlayışın takip edilmesidir. Zaten kendisi de bütün araştırmalarını bilimler arası bir anlayışa bağlı kalarak yapmıştır. Özellikle de antropoloji, halk edebiyatı, mitoloji, kültür tarihi, iktisat gibi bilim dallarının kaynaklarını kullanarak sosyoloji araştırmalarını yapmıştır.

Günümüzde Zazaca ve Kurmançca (Kürtçe) konuşan sosyal gruplar hakkında gündemi oluşturanlar, savundukları konuda yazılan eserlerden çoğu zaman haberdar değiller. Örneğin Kürt milliyetçiliğinin önemli savunucularından Nikitin, “…Kardoukhoi’ler  -Kardukların-, Kürtlerin kesin atası olduğu genellikle kabul edilmişti… Th. Nöldeke gibi M. Hartmnn, Weissbach gibi doğubilimciler, dilbilimsel nedenlerle, Kürt ve Kardu biçimlerinin eşanlamlı sayılamayacağını kanıtlamışlardır” (4) der. Minorsky ise 1938’de Bürüksel’de yapılan XX.  Doğu Bilimciler Kongresi’nde sunduğu bildiride Kardukların Kürtlerin ataları olduğu görüşünü terk ederek, Kürtlerin atalarının İskitler olduğunu ifade eder (5).

Minorsky’de, Nöldeke, Hartmnn ve Weissbach gibi doğubilimcilerin görüşüne katılarak “…Kur-ti-e’nin okunuşu günümüze kadar kesinlik kazanmış değildir” diyerek Herodot’un eserinde Kur-ti-e ve benzer bir kelimenin geçmediğini ifade eder (6). Ayrıca “Kürtlerin kökeni sorununun çözümünde Kürt gelenekleri ve İslam kaynakları yeterli olmamaktadır” (7) der.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun sosyal yapısı gibi önemli bir konu olan Alevilik-Bektaşilik konusunda da Eröz Türkiye’de bir ilki başlatmıştır. Onun hazırlamış olduğu Alevilik-Bektaşilik konusundaki tezi, hâlâ Türkiye’de yapılmış tek profesörlük takdim tezidir.

O kitabına yazdığı önsözde “…bu eser, otur beş yıllık bir arzunun ve on beş yıllık bir fikir çilesinin ürünüdür… Bu eser mükemmellikten çok uzaktır.  Okunması gerekenin yarısını ancak okuyabildik ve yapılması gereken saha araştırmasının ancak dörtte birini yapabildik. Fakat meselenin beklemeğe tahammülü yoktur” (8) der. Ondan sonra bazı teorik çalışmalar yapılsa da Eröz’ün kullandığı metot takip edilmediği için konu önemli oranda siyasallaşmış ve uluslararası bir boyut kazanmıştır. Öyle ki, Aleviliğin İslam dışı ayrı bir din olduğu ispatlanmaya çalışılmış, Alisiz Alevilik gibi kavramlar gündeme gelmiştir.

Eröz’ün kültür tarihimize önemli katkılarından biri de Hıristiyan Türkler konusundaki yaklaşımıdır.

O “Hıristiyanlaşan Türkler” (Ankara, 1983) adlı eserinde Avrupa’da ve Türkiye’deki Hıristiyan Türk varlığına vurgu yapar.

Aslında Hıristiyan Türkler konusu Türk tarihin karanlık sayfalarından biridir. Bugün çoğunluğu Müslüman olan Türkler arasında tarihte Orta Asya, Karadeniz’in kuzey bozkırları, Balkanlar, Kafkaslar ve Anadolu gibi farklı coğrafyalarda Hıristiyanlığın çeşitli mezheplerini kabul edenler olmuştur. Hala bu din mensubu Türkler vardır. Dolayısıyla Eröz’ün dikkat çektiği bu mesele Türk bilim adamlarının önündeki önemli konulardan biridir.

Eröz, bu ülkenin temel meselelerini kendisine dert edinmiş ve derman olabilmek için yürekten çaba harcamış bir ilim adamı olması yanında insani vasıflarıyla da her türlü takdiri hak eden son derece samimi birisidir.

Ercilasun hocamız, “Mehmet Eröz İçin” adlı makalesinde “Mehmet Ağabey’i  ‘yüreğini konuşturan adam’ diye tarif edebilirim. Sanki kalbini eline almış bir adam konuşurdu karşımda” diyor.

Benzer bir ifadeyi Eröz’ün fahri asistanlığını yapmış, yanında yıllarca bulunmuş Erol Kılınç ağabey “onu dinlerken sanki yüreğinin konuştuğunu hissederdiniz. Yani o diliyle değil yüreğiyle konuşurdu. O konuşurken sanki anlattığını yaşardı” demişti.

Kitabın hazırlanma aşamasında en zor kabullenebildiğimiz husus şu an itibari ile bazıları Prof. Dr. unvanı almış olan Eröz’ün öğrencilerinden yazı beklemek oldu. Çünkü onlardan Sayın Doç. Dr. Yaşar Kaya’dan başkaları, bizi bir yıl beklettikleri halde, yazı göndermediler ve rahmetli Eröz hocanın bilimsel mirasına sahip çıkmadılar.

Kitapta da görüldüğü gibi Eröz’ün yanında bulunmuş ve arkadaşı olmuş Prof. Dr. Dursun Yıldırım, Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun, Dr. Yaşar Kalafat,  Prof. Dr. Abdurrahman Güzel ile Prof. Dr. Harun Güngör hocalar rahmetli Eröz hocamızı birer yazı ile andılar.

Bu satırları yazmamızın sebebi, “Mehmet Eröz Armağanı”nı gören bazı dostların, “şu hocalardan neden yazı almadınız?” şeklindeki sorularıdır. “şu hocalardan” kasıt, Eröz’ü yakından tanıyan kimi öğrencisi, kimi yakın dostu, kimi de onun ciddi desteğini görmüş kimselerdir. Bu kimselerin yazılarının olmamasının garipsenmesini anlayışla karşılamakla birlikte, bu hususun kitabın hazırlanma aşamasındaki bir eksiklikten kaynaklanmadığını da ifade etmek gerekir.

Bunun yanında bizim gibi Eröz’ü hiç görmemiş genç akademisyenlerden Doç. Dr. Mustafa Talas, Yrd. Doç. Dr. Ensar Yılmaz ile Yaşar Çağbayır ve Necat Çetin’in Eröz hakkındaki çalışmalarının ciddi katkıları olmuştur.

Titiz bir çalışmanın ürünü olan ve Ötüken Neşriyat tarafından yayınlanan “Mehmet Eröz Armağanı”’nda Mehmet Eröz’ü konu alan bazı yazılar yanında Türkiye, Kazakistan, Irak, Nahçıvan ve İranlı araştırmacılara ait 40 civarında ilmi makale yer almaktadır. Türkiye dışından gelen yazılar, Türkiye Türkçesine aktarılmadan Latin harfleriyle olduğu gibi yayınlanmıştır.

Eröz’e yaraşır bir eserin meydana gelmesi için makaleleriyle katkı yapan yazarlarımıza çok teşekkür ederiz.

Umarız, hazırlamış olduğumuz bu eser vasıtasıyla Eröz’ün çalışmaları hatırlanır, yolundan gidenlerin sayısı artar, genç nesiller tarafından tanınır hale gelir.

Sonuç olarak Eröz, adeta bir hekim anlayışıyla Türkiye’nin sosyal sorunlarını veya sosyal sorun olması muhtemel konuları tanımaya ve çözüm üretmeye çalışan bir kültür sosyologudur.

 

Dipnotlar:

1. Mehmet Eröz, İ. Ü. İktisat Fak., Sosyoloji Konferansları, Beşinci Kitap,  1964-1965.

2. Mehmet Eröz, Doğu Anadolu’nun Türklüğü, İstanbul, 1975.

3. Mehmet Eröz, Doğu Anadolu’nun Türklüğü (1975’de ilk baskısına yazdığı önsöz) İstanbul, 1982, s. 7.

4. Bazil Nikitin, Kürtler, Sosyoloji ve Tarihi İnceleme, Cilt 1-2, İstanbul, 1994, s. 23-24.

5.  Bazil Nikitin, a. g. e., s. 32-38.

6.  V. Minorsky; T. Bois,  Kürt Milliyetçiliği (Haz: N Uğurlu), İstanbul, 2008, s. 14, 11.

7.  V. Minorsky; T. Bois,  s. 16.

8.  Mehmet Eröz, Türkiye’de Alevilik ve Bektaşilik (ilk baskısı 1977),  Ankara, 1990.

 

İsteme Adresi:

Mehmet Eröz Armağanı (Haz: M. Aksoy; O. Yorulmaz), Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2011.

İstiklal Caddesi, Ankara Han, No:65 Kat:3, PK: 34435 Beyoğlu-İstanbul

Telefon +90 (212) 251 0350 - 293 8871

Belgegeçer +90 (212) 251 0012

E. Posta otuken@otuken.com.tr

www.otuken.com.tr

Ankara irtibat bürosu:  Yüksel Caddesi No: 33/5, Yenişehir- Ankara

Telefon  +90 (312) 431 96 49

 

 

 

 


 Bu yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Powered by Kürşad KARA