Kültür Sosyolojisi - Altaylardan Anadolu'ya ve Balkanlara Gelen Kültür
Ana Sayfa Giriş Özgeçmişim Fotoğraflarım Yazdıklarım Sizden Gelenler Mesaj Yaz English   
Damgaların Sosyolojisi 
Tarihi Kaynaklar
Ülkelerden Damgalar
Moğolistan
Tuva-Rusya
Tataristan-Rusya
Çuvaşistan-Rusya
Mari El-Rusya
Komi-Rusya
Başkurdistan-Rusya
Hakasya-Rusya
Rusya
Kazakistan
Kırgızistan
Özbekistan
Karakalpakistan
Türkmenistan
Azerbaycan
Nahçıvan-Azerbaycan
İran
Ermenistan
Gürcistan
Türkiye
Ukrayna
Kırım
Moldova
Gagauzya
Romanya
Bulgaristan
Makedonya
Kosova
Arizona-ABD
Los Angeles-ABD
Washington-ABD
Alaska-ABD
Karşılaştırmalı Damgalar
Mezar Taşları
Paradaki Damgalar
Sokaktaki Damgalar
Nesnelerde Damgalar
Kültürel Yansımalar
Sosyal Bilimler Arşivi
Linkler
Ziyaretci
Toplam : 1252815
Bugün : 424
Kazakistan ve Kırgızistan`da ve Çay İçme Geleneği ve Damgalar

 Mustafa Aksoy  

Sosyal hayatımız, bir bakıma geleneklerin örüntüsüdür.  Yeme-içmelerimiz geleneklerimizden kaynaklanmakla beraber, geleneklerimize de bazı ilaveler katarlar. Çağımızın yaşayan sosyologlarından Giddens`de bu hususa dikkatimizi çekerek şöyle der: ``Tüm toplumlarda yeme-içme aslında toplumsal etkileşimin ve törenlerin gerçekleştirilmesi için ortamlar yaratmaktadır. Mesela kahve bizim gündelik toplumsal etkinliklerimizin bir parçası olarak `simgesel bir değer` taşır`` (1). O halde çay ve çay etrafında oluşan geleneklerin de sembolik bir anlam taşıması gerekmez mi? Bu soruya verilecek   cevabın   evet olacağını düşünüyoruz.

İnsanların dışındaki nesneleri ya da zihin dünyasında yorumladığı şeyleri, çeşitli biçimlerde ifade etmelerinden ötürü sanat ya da sanatlar doğmuştur. Başka bir tabirle sanat, insanların ve sosyal gruplar ile milletlerin dünyayı yorumlayış tarzlarıdır. Bu yorumlardaki benzerlikleri, farklılıkları ya da aynilikleri,  insanların içinde bulundukları sosyo-kültürel yapı ile özel yetenek ve becerileri belirler.

Sanat eserlerinde ki bazı ortaklıklar tesadüflerle izah edilemezler. Öyle izah etmeğe kalkılırsa, o zaman tarih, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, edebiyat gibi sosyal bilimlerin sonuçlarını da birer tesadüf eserleri olarak ifade etmek zorunda kalınır ki, bu durumda sosyo-kültürel hayat bir tesadüfler zincirinden ibaretmiş gibi algılanır. Oysa sosyo-kültürel hayat bir tesadüfler yumağı olmayıp, sosyal gerçekliğin kendisidir. Sosyal gerçeklik ise, sosyal grupların tarihlerinden getirdikleri ve yeni eklemelerle devam ettirdikleri gelenekli bir süreçtir.

Sosyo-kültürel hayattaki bir çok unsur gibi, sanat da birtakım dini inançlarla yakından ilgilidir. Belki bundan olacak ki Fischer, ``başlangıçtaki büyü zamanla dine, bilime ve sanata dönüştü``(2) der. Fischer esrinin bir başka yerinde de ``ta başlangıçtan beri insan büyücüdür``(3) diyerek, büyünün sosyo-kültürel yapıdaki önemine dikkatimizi çekerek, son zamanlarda çoğalan belgelerin zenginliği sanatın başlangıçta bir ``büyü`` olduğunu ortaya koyuyor der(4). Ayrıca insanla ilgili rituallerin önemli bir kısmında din ile büyünün etkili rol oynadığını alan çalışmalarına dayalı sosyolojik ve antropolojik verilerde  görmek mümkündür.

Konar-göçlerin, yani yaylak ve kışlaklarda yaşayanların kültürel etkileşimleri sanayi devrindeki sosyal gruplara göre çok az, hatta yok denecek tarzdadır. Çünkü bu insanların öbür insanlarla kültürel ilişkileri çok az olmakla birlikte, birbirlerinin sosyo-kültürel etkilerinde kalmaları, ilerideki esaretlerinin de habercisi olmaktadır. Bunun en iyi örneklerini Orhun yazıtlarında görmek mümkündür. Ayrıca geleneksel sosyo-kültürel yapı, sosyal hayatın en muhafazakar olanını teşkil eder. Böyle olmamış olsaydı, yüzlerce yıllık zamana ve kilometrelerce mesafeye rağmen, dünyada bilinen ilk halı üzerindeki damgaların Altaylar`dan Anadolu`ya kadar olan bir alanda hâlâ görülmeleri mümkün olur muydu?

Sanat eserleri bir sosyo-kültürel ortamda meydana geldiğine göre, o sanat eserinin, onu yapanın zihniyet dünyasını yansımaması mümkün değildir. Ayrıca sanat eserlerindeki motifler ``biçim yapısındaki çağrışımlarla kendi semboliğini,  üstünde yer aldığı nesneye eklemek, ona manevî derinlik vermek ve öz kazandırmak, bir başka deyimle o eşyayı kimlikli kılmaktadır``(5). Sanat eserlerindeki damgalar bir sosyal grubun yazılı ve sesli olmayan dilidir denilse abartılmış olmaz. Başka deyişle, maddi kültürde sembolleşen gelenek, bir zihniyetin yazılı olmayan soyut ifadesidir. Öbür yandan sembollerle ifade edilen gelenek, bugün ile dün arasında tarihi ilişkiler kuran belgelerdir. Aslında sosyo-kültürel yapı insanların tekrarladıkları geleneklerin bir sonucudur. Gelenek ise tarihin eski sayfalarının yeni yorumlarla hali hazırda okunması veya tekrar tekrar dile getirilmesidir. Başka bir tabirle ``gelenek`` bir şeyin veya şeylerin yapıla gelmiş, kurumlaşmış örüntüsüdür. Bu nedenle gelenekler ve sosyal zihniyetler bir sosyo-kültürel yapının DNA`larıdır.  Ancak sosyal hayattaki  tekrarlar her zaman olduğu gibi değil; bazen sosyo-kültürel değişmenin gereği olarak, farklı ve/veya nüanslı biçimlerde de olabilir.

Sonuç olarak, Hegel`e göre  ``sembol, Doğu uluslarının kendisiyle fikirlerini dile getirmeye çalıştıkları bir anıtlar ve amblemler düzenini belirlerler...`` Bu nedenle sembol kullanan bir varlık olan insanın veya insanların yaptıkları eylemlerin ne anlama geldiklerini -her şeyden önce kullandıkları sembollerin anlamlarını- bilmek için o sembollerin ortaya çıktığı sosyo-kültürel yapıyı tanımak ve anlamak gerekir. Aksi takdirde sembollerin ifade ettiği zihniyet dünyasını anlamış olamayız. Bu nedenle buradaki damgaların bir zihniyet dünyasının ürünleri olarak algılanıp yorumlanması gerekir görüşündeyiz.

Çayın Tarihi Kaynakları

Çayın tarihi kaynakları sorgulanmaya başlandığında karşımıza Çin, Hint ve Japon mitoslarıyla karşılaşıyoruz. Mesela ``Orta İmparatorluk`a M. S. 519`da Darma adında  (Bodhidharma diye de bilinir; Japonca Daruna) bir  Budist rahip gelir. Darma çay içmeye gelmemiştir, çünkü yine aynı efsaneye göre, o zamanlar Çin`de çayın adı bilinmez. Dini inanışları ne olursa olsun,  Darma bir keşişti. Ayrıca, ismine bakılırsa büyük bir olasılıkla Hindistan`dan gelmişti; çünkü  Sanskritçe`deki Dharma sözcüğü, eski Hint inanışına göre, insanın yaşamı boyunca ulaşmaya çalışması gereken üç hedeften birisidir... Dharma iyi anlamına gelirken, tüm dini ve ahlaki kuralları, erdemli işleri ve yaşam ahlakını da içerir``.(6) Darma çay ilişkisi aslında bundan sonra başlamıştır. Efsaneye göre Darma hep hep uykudan kaçar ve gece gündüz hiç uyumaz. Fakat bir gün yenik düşerek farkında olmadan uykuya dalar. Uyandığında kendisinin uyumasına göz kapaklarının neden olduğunu inancından

hareketle göz kapaklarını keserek yere atar. Çünkü onun felsefesine göre kendisinden beş yüz yıl önce yaşamış bir kesişin şu sözlerini hatırlar. ``Sağ gözün seni kızdırdıysa, onu çıkarıp at. Bütün bedenin cehenneme girmektense, organlarından birinin yok olması daha iyi.`` Bunun üzerine uyku uyuyarak günah işlediğine inanan Darma iki gözünün kapaklarını keserek yere atar. Bir gün sonra o arada iki göz kapağından mucize bir bitkinin oluştuğunu görür. Darma bu bitkinin yapraklarını yemek suretiyle eski gücüne tekrar kovuştuğunu ve daha zinde olduğunu hisseder. Bu mucüze bitki çaydır. Darma bunu nimetlerini etrafındaki insanlara anlatarak çay bitkisinin hızlı şekilde yayılmasına da sebep olur(7).      

Çinliler  dünya tarihinde önemli yeri olan bu içeceğin keşfini tam olarak M.Ö. 2737 yılına tarihlendiriyorlar. Fakat Çin belgelerin çaydan ilk kez M.Ö. 221 yılında bir çay vergisi nedeniyle  bahsedilmiştir(8). Ancak çay bir halkın vergi konusuna girdiğine göre tarihi kaynaklarıın daha eski olması gerekir. Dolayısıyla Çin de çayın kullanıldığı tarih M.Ö. 221`den daha öncedir. Zaten Çin belgelerinde  ``çay adı ilk olarak M.Ö. 350 yılında hazırlanan bir Çince sözlük olan Erh Ya`da geçmektedir``(9). Japonya`da ise çay  her zaman törensel bir niteliğe sahip olmuştur. Hatta bir statü aracıda olmuştur. Mesela bu ülkede  Zen keşişlerinden başka kimse 13.yüzyıla dek çay içmemiştir. Uzmanlar çay törenini Japon estetiğinin doruk noktası olarak ifade ederler(10).

Boston çay baskını ise  (16 Kasım 1773 İngiliz sömürgesine karşı Hindistan`dan çay getiren gemilere baskın yapılır)  ``Boston çay partisi``ne dönüşür ve Amerikanını ilk bağımsızlık hareketi olarak değerlendirilir (11). İngiltere`de çay ilk önce saraya 17. yüzyılda girmiş halk arasında yaygın olarak kullanılması ise 18. yüz yılda olmuştur(12).

Türkler açısından çaya baktığımızda karşımıza bir çok alanda olduğu gibi  Yesevi çıkmaktadır. Çünkü Hoca Ahmet Yesevi, Türk kültürünü o kadar etkilemiş ki onun tesirini hemen hemen her sahada görmek mümkün.Türklerdeki çay kültürü de ondan  nasibini almıştır. Mesela Yesevi  kaynaklı bir menkıbe  şu şekilde anlatılır: ``Hoca Ahmed Yesevi, bir gün Hıtay sınırında Türkistan karyelerinden birine misâfir oldu. O gün hava çok sıcak olduğu için, Hoca, eşeğine, binerek kat`ettiği uzun mesâfeden yorulmuştu. Tesâdüfen evine misâfir olduğu çiftçinin zevcesi bu esnâda çocuk dünyaya getirmek üzre idi; bu yüzden çiftçi, Hoca`nın bu hususta duâsını iltimas eyledi. Hoca, bir duâ yazdı, kadının beline bağladılar, hemen istediği hâsıl oldu. Zevcesinin kurtulmasından dolayı çok memnun olan çiftçi, çay kaynatıp getirdi. Hoca, çayı sıcak sıcak içince terledi, yorgunluğunu giderdi; sonra : ``Bu şifâlı bir şey imiş, hastalarınıza bundan içirin ki şifâ bulsunlar. A11âh kıyâmete kadar buna revac versin:`` diye duâ etti. İşte, çay, an`aneye göre, Türkler arasında o zamandan beri kullanılıp durmuş ve herkese şifâ verici olmuştur (Abdu`1-Kayyum Nâsırî, Fevakihü`1-Cülesa, s. 658, Kazan Üniversitesi basımı, 1884), (13). Ancak bu menkıbeye rağmen haçlı seferlerinden sonra Avrupalıların çayı Anadolu`dan değil de uzak doğudan öğrenmeleri ve Anadolu`daki Türklerin çay geleneğini yakın çağda öğrenmeleri sosyal tarihçilerin bir uğraşı alanı olarak uzmanlarını beklemektedir.

 

Kaynaklar:

1. Giddens, A., Sosyoloji (Haz. H. Özel- C. Güzel), Ankara, 2000, s.4.

2. Fischer, E., Sanatın Gerekliliği (Çev. C. Çapan), Ankara, 1993, s. 35.

3. Fischer, E., a.g.e., s. 15.

4. Fischer, E., a.g.e., s. 13.

5. Mülayim, S., ``Tanımsız Figürlerin İkonografisi``, Türk Soylu Halkların Halı, Kilim ve  Cicim Sanatı, Ankara, 1998, s, 219.

6. Reimertz, S., Çayın Kültür Tarihi (Çev. M. Tüzel),  Ankara, 1999, 36.

7. Reimertz, S., a. g. e., s., 36-37.

8. Reimertz, S., a. g. e., s., 63-65.

9. Reimertz, S., a. g. e., s., 64.

10. Reimertz, S., a. g. e., s., 72-73.

11. Reimertz, S., a. g. e., s., 84.

12. Reimertz, S., a. g. e., s., 82.

13. Köprülü, F. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Yayın Tarihi Yok, Ankara, s.45.



Powered by Kürşad KARA