|
MERHABA,
Bilindiği gibi halı-kilim kültürü Fars ve Türklerin dünya
kültürüne bir hediyesi olarak bilinir. Ancak bu konuda ilk defa halı-kilimi
hangi milletin dokuduğu önemli tartışma alanını oluşturmaktadır.
Viyana Üniversitesi Sanat Tarihi Enstitüsü’nün müdürü J.
Strzygowski “Türkiyat Mecmuası” (1926-1933, Cilt II) nda yazdığı geniş
kapsamlı bir makalesinde “eğer Türkler konuyu kendiliklerinden ele alıp
ciddi olarak inceleyemezlerse sanatlarının çok eski bir geçmişi olduğunun
hümanistlerce tetkik ve kabulünü beklememelidirler” diyerek Türk bilim
adamlarına bir hatırlatma yapmaktadır.
Bu konuda Rus etnograflarından A. Miller’de 1924
yayınlanan “Doğunun Halı Mamülleri” adlı eserinde aynen şunları
yazmaktadır: “Fars dokumalarında hakim olan ‘çiçek ve bitki’ motifidir.
Kafkasya’da arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan höyüklerdeki halı
motifleri tamamıyla 14-15.yy göçebe Türklerin nakışlarıyla aynilik gösterir.
Kafkas dokumacılığına Türklerin bu katkısını görmezden gelemeyiz”. Diğer
yandan yazar halıcılık tarihi hakkında da şunları yazar: “Halı
eşyalarının üreticileri sadece Türk kabileleridir. Bunlardan bazılarını
sayacak olursak: Türkmen, Karakalpak, Özbek, Masaget ve Kıgızlardır.
Özellikle göçebe Kırgızlarda halıcılık, göçebelik hayatına ilişkin yaşama ve
ihtiyaçlarla sıkı ilişkiler sergiler. Bu konuda 15.yy.da Timurleng’in
sarayını ziyaret etmiş İspanyol gezgin Clavicho’da bize tanıklık eder.
Ayrıca Türkistan’ın yerleşik halklarından Sart ve Tacikler halıcılıkla
uğraşmazlar”.
Bilindiği gibi Türk halı-kimlerindeki damgaların ana
özelliği “simetrik” yani geometrik, buna mukabil Fars
halı-kilimlerindeki damgaların “asimetrik” oluşudur. Farslar belli
bir damgayı değil, eşitli şekillerde çiçek, bitki insan ve hayvan sureti
gibi nesneleri dokurlar. Yani Türkler genelde soyut, Farslar ise somut
nesneleri dokumuşlardır.
Halı-kilim tarihi ve kültürü Türk sosyal bilimcilerince
yeterli düzeyde araştırılmış değildir. Özellikle konu amatör araştırmacılar
ya da halk bilimciler tarafından genelde tasvir şeklinde veya bir
şehir-bölge esas alınarak kültür tarihindeki yeri dikkate alınmadan
incelenmiştir. Ancak bazı önemli sayılabilecek çalışmalar olsa da onlarda da
karşılaştırma tekniği kullanılmamıştır.
Bazı valiliklerce hazırlanan kitaplarda bu konu hakkında
bolca bilgi bulmak mümkündür. Mesela Hakkari valiliğince hazırlanan “Hakkari
Kilimleri” adlı eserde “ Hakkari yöresinde dokunan kilimler onu dokuyan
boyun ve aşiretin adını alır. Belli bir aşiretin adını alan kilim bir başka
aşiret tarafından dokunsa bile ilk dokuyan aşiretin adıyla anılır. Jirki,
Herki gibi aşiret adıyla dokunduğu gibi kişi ismiyle de dokunmaktadır.
Gülhanife, Gülsarya gibi. Bazen de kilime işlenen desenlere göre isim alır.
Gülhezar, Gülgever, Lüleper gibi”. Aynı mantık Şırnak valiliği tarafından
hazırlanan “İpek Halı ve Yöresel Kilim Motifler” adlı broşürde de
görülmektedir. Burada sadece “Gülsarya” adı “Gülsariye”,
“Jirki” ise “Jirkan” olarak zikredilmiştir.Benzeri anlayışları
Türkiye’de bu konuda yapılan araştırmaların hemen hepsinde görmek mümkündür.
Her iki eserde de “Gülsariye-Gülsayra” damgası için “bu motif Sariye
isimli bir bayan tarafından yapıldığı için adına izafeten bu isimle
anılmıştır” denmektedir.
Bazı araştırmacılar ise halı ve kilimciliğin “Kürtlere
özgü” olduğu yazmaktadırlar. Mesela Dr. Cemşid Bender, “Kürt Tarihi
ve Uygarlığı” (Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000), adlı eserinde şunları
yazar: “Tanınmış halı bilginleri de halı ve kilim dokumacığının Kürtler
tarafından icat edildiğini, bu sanatın sonradan ortaya çıkan İranlılarla
Türklerin Kürtlerden öğrendiklerini öne sürmektedirler… Halı ve kilimin
vatanı Zağros yöresinde. İlk dönemlerde Kürtler Mezopotamya’nın sazlık
bölgelerinden kesip işledikleri sazlarla ilk dokuma örneklerini yerlere
serdiler. Ancak atın ehlileştirilmesinden sonra aynı halk yününden yapılmış
keçe sanatını yarattı”.
Bilindiği gibi atın Türkler tarafından ehlileştirildiği
konu kakında çalışan dünya tarihçileri tarafından kabul edilmektedir. Ayrıca
bilindiği üzere atın değil koyunun ve türlerinin yünü olur.
Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan Güran Erbek,
Anadolu Motifleri Sergisi (İzmir, 1986), “Anatolian Kilims”
(Ankara, 1995) ve Mine Erbek “Çatalhöyük’ten Günümüze Anadolu Motifleri”
(Ankara, 2002), adlı eserlerde Türkiye’deki halı-kilimlere kimlik veren
damgalar Anadolu’da yaşamış tarih öncesi haklarla ilişki kurularak
anlatılmaktadır. Mesela her iki eserde de yukarıda söz konusu olan “Güsayra-Gülsayre”nin
dokuduğu damga, Anadolu’da yaygın kullanılan adıyla “Elibelinde”
olarak adlandırılmış olup Çatalhöyük, Ahlatlıbel, Hacılar kazılarında
bulunan “Anatanrıça”dan kaynaklandığı şöyle yazılmaktadır: “Anadolu
kilim ve halı dokuma tekniklerinde karşımıza çıkan “elibelinde motifi” bu
heykelciklere benzer formdadır. Dokumalardaki tüm motifler kadının kültürel
birikiminin bir yansımasıdır”.
Görüldüğü gibi Türkiye’de çeşitli yörelerde dokuna
halı-kimlerdeki damgalar, yöresel kalındığı, yani karşılaştırmalı
yapılmadığı için çok zorlama bir mantıkla “Anatanrıça” ile ya da
Kürtleri Türklerden farklı düşünmenin getirdiği anlayışla izah edilmeye
çalışılmaktadır.
Ancak ne enteresandır ki söz konusu kilimlerdeki
“damgalar-semboller” Türk kültürünün hakim olduğu her alanda görülmektedir.
Özellikle Sovyetler birliği zamanında Rusların yayınladığı eserlerde Türk
haklarının halı-kimlerinde “elibelinde” damgası çokça tespit
edilmiştir. Hatta Sibirya da yapılan çalışmalarda aynı damgayı görmek
mümkündür. Üstelik o damgaları zorlama çizimlere gerek kalmadan, o
insanların bilinen tarihi arkeolojilerinde görebilirsiniz.
Bilimsel bir çalışmanın ana temelini, olması gereken
değil, olan ve onun nasıl
olduğunu oluşturmalıdır. Aksi taktirde yerel ve siyasi kalmaktan
uzaklaşmak önemli ölçüde mümkün değildir.
Sonuç olarak bu sitede çeşitli etnografik eserlerde, alan
çalışmaları sonucu tespit edilen on iki bin civarında fotoğraflardan bazı
örnekleri ÜLKELER ana başlığında görebilirsiniz. DAMGALAR adı
altında ise konu hakkındaki kültür sosyolojisi açısından yaptığım yorumları
okuma imkanınız olacak. TARİHİ KAYNAKLAR’da konu hakkında yapılan
eserlerden derlenen bazı fotoğrafları, ÇEŞİTLİ DAMGALAR başlığında
ise araştırma sahasında tespit ettiğim bazı damgaların mukayesesini görme
imkanınız olacak.
Eleştiri mükemmelliğe giden yolda önemli bir faktördür.Bu
nedenle, sizden gelecek en ufak olumlu ve olumsuz eleştirinin, devam eden
çalışmalarıma ışık tutacağı inancındayım.
Saygılarımla…
|